Kabirden mektup var

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Allahım,

Seni nasıl tanımaları, Sana nasıl kullukta bulunmaları gerektiğini öğretmek için kullarına muallim, isimlerinin hazînelerini tanıtıcı, kâinat kitâbının âyetlerinin tercümânı, kulluğuyla rubûbiyet güzelliğinin aynası olarak gönderdiğin zâta, onun bütün âl ve ashâbına salât ve selâm eyle. Bize ve erkek, kadın bütün mü'minlere merhamet eyle. Amin. Bunu rahmetinle yap ey, merhamet edenlerin en merhametlisi!


A+ R A-
Perşembe, 20 Ocak 2011 11:27
Oy ver
(5 oy)

Kabirden mektup var

Sözlerime nasıl başlasam Ayşe’m bilmiyorum. Ama ne çok şey var sana anlatacağım ve soracağım. Ayşe’m benim güzel eşim ben gideli nasılsın hala ağlıyor musun? Bilirim ne hassassın sen, nasılda narinsindir. Ayşe’m yavrularımız nasıl Yusuf’la Elif nasıllar. Nasılda büyümüşlerdir şimdi.
Nasıl özledim  ah Yusuf’um bir bilsen baban nasıl özledi seni ve Elif’ini. Ayşe’m Yusuf hala baba diye yolumu gözlüyor mu? Oğlum benim nasılda heyecanla beni beklerdi kapıda elimde ki küçük bir çikolata için nasılda yapışırdı bacağıma. Ayşe’m sende elifi de alır paylaştırırdın onlara. Elif’im benim yüreği geniş kızım Yusuf daha fazla yesin deyişin hep kulağımda. Ayşe Yusuf’a söz verdiğim ama bir türlü alamadığım oyuncak kamyonu andın mı? Sende alamadın değil mi? Size ne bıraktım ki  ben borçlarla dolu bir hayat. Başkalarının eskimiş oyuncakları ile geçiyordu yavrularım çocukluğu. Yusuf’um sana bir kamyon alamadım ya yazık bana. Ben nasıl babaydım. Ama hiç paramız olmazdı ki. Olduysa da başka ihtiyaçlardan sıra gelmedi.

Yüzünü güldüremedim Ayşe’m sende yetimdin bak çocuklarında yetim kaldı. Sen bilirsin babasızlığı değil mi? Yavrularında bilecek. Sen çırpınacaksın benim yokluğumu hissettirmemek için ama olmayacak. Okula gidecek yavrularım soracak öğretmen babalarınız ne iş yapıyor diye. İkisi de başı önde öldü diyecekler. Belki ağlayacaklar. Yaşadıkları sürece baban ne iş yapıyor sorusundan kaçacaklar. Veli toplantılarına da hep annen gideceksin öğretmen baban niye hiç gelmiyor diyecek sen yine başın önce babam yok öğretmenim diyeceksin. Yüzün solacak için acıyacak çıkınca odadan kuytu bir kenarda ağlayacaksın. Bana kızacaksın baba neden gittin diye. Ama baban sesini bile duymayacak.

Yusuf’um içlidir Ayşe’m sen gibi yani, baban gelecek yalanına ne kadar inanır. Oda anladı artık gelmeyeceğimi değil mi? Anlamış ve nasılda boncuk boncuk ağlamıştır. Baban size kurbandır yavrularım. Elim ulaşmaz size, gözüm görmez sizi ve sizde beni. Ayşe’m elif’imin ayakkabısı yırtılmıştı ne oldu. Aldın mı ona yeni bir ayakkabı. Yavrum kim bilir eski ayakkabılardan  nasılda utanıyordur. Ben onlara yeni bir şey alamazdım işte bir babanın kahrolduğu andır bu. Onlarla gezerken gözleri takılırdı camekânlara.  Ben babalarI bin kez ölürdüm alayım mı yavrum diyemediğim için. Ya sen Ayşe’m hatırlar mısın? Bir kez seninle giderken bir elbise beğenmiştin ve bende bu ay öbür ay derken bak mezardayım işte. Hani bazen önünden geçerken satılmış mı diye bakardın ve benden bunu görünce bin kez ölürdüm ya ama sen bilmezdin. Ben babaydım eşime bir elbise alamamıştım. Ayşe’m kim bilir sana ne de yakışırdı. Göremedim üzerinde. Eminim benden sonrada alamadın. Çocuklarım dedin yine alamadın değil mi?

Ayşe mezar başındadır

Ali’m yine ben geldim. Sana anlatacak öyle çok şey birikti ki içimi dökmeden rahat edemezdim bilirsin. Ali’m Ayşe’n öyle yorgun ki hayat öyle yordu ki hele sen gideli ne zor zamanlar yaşıyoruz. Yusuf da elifte büyüdüler. Ama yıllar değil hayat büyüttü onları. Biliyor musun durumumu anladıklarından artık bir şey istemiyorlar. Okula giderken dahi para istemiyorlar. Oysa okul uzak ve öyle yemeğine gelmiyorlar.

Yavrularım nasılda içliler. Çocuklarımız büyüyor Ali büyüyorlar. Ne kadar isterdim onları seninle büyütmeyi baba olmak ne zor muş Ali’m. Ama sende bil ki anne olmakta öyle zor. Ben şimdi hem baba hem anne oldum. Sırtımda bir dağ var. Eziliyorum o dağın altında. Kış yaklaşıyor odun kömür işi var yine. Ne yapacağımı bilmiyorum. Sen gidince borçlar belimi büktü ve onları ödemek için temizliklere gittim sabah akşam çalıştım. Bazı geceler yorgunluktan uyuyamadım. Çocuklar yatınca onlardan gizli gizli ağladım hep. Yetim yavrularım sizde benim gibi babasız kaldınız ben bu yükü nasıl taşırdım.

Zor Ali’m zor birinden bir şey istemek zor.  Sadece onlar değil benimde boynum büküldü. Diğer yarımda seninle gitti. Biraz üzüleceksin ama söylemem lazım. Yusuf okul sonrası bir tamircide çalışıyor. O güzel yüzlü Yusuf’un yüzü kir pas içinde geliyor. Ben çalışma dedim ama yetiştiremiyorum. Geçen ay ev kirasını veremedik ev sahibi kaç kez geldi ödeyin diye. Yusuf içlidir bilirsin birazda gururlu. Hemen geldi kapıya bu ay ödenecek kiran dedi ve odaya hızlı hızlı gitti. Ev sahibini yollayınca odaya gittim Yusuf ağlıyordu. Hiçbir şey söylemedim sadece sarıldım oda bana anam ben sana yaşatmazdım bunları kadın halinle çırpınıyorsun dedi. Ben artık okul çıkışı çalışacağım dedi. Ne kadar kızdımsa da haberim olmadan iş buluş ve kaç aydır çalışıyor.

Kızacaksın Ayşe’m Yusuf’umu nasıl kıydın diye ama kızma hayat zor onun çalıştığı ile kiramızı ödedik zorda olsa. Biliyorsun gece kondu zaten her yerinde bir arıza var. Ama ödeyemedim işte. Hatırlar mısın elif sen ölmeden bir ayakkabı istemişti senden ama alamamıştın ya. Üzülme ama bende alamadım ona. Komşunun çocuklarının eskiyenleri ile idare ettiler yavrularım. Şimdi saçlarını okşadığın elif de büyüdü. Artık ayakkabısı eskise de istemiyor. Önce baba şunu al bunu al diyen elif yok artık. Kanaatkâr elif var.

Yusuf’a gelince temizlik için gittiğim evin çöplerini dökerken içinden bir kamyon düşmüştü. Hanıma sordum ben alabilir miyim diye oda ne isterse yap çok fazla evde bıktım artık dedi. Aldım onu temizledim yepyeniydi zaten. Bir de poşet geçirdim sanki yeni almışım gibi eve getirdim. Seni bekleyen Yusuf artık beni bekler oldu kapılarda elimde poşet görünce hemen yapıştı. Dur sana bir hediyem var dedim. İçeri girdik ve hediyesini verdim. Nasıl telaşla açtı poşeti bir bilsen. O zaman senin öldüğünü pek anlamıyordu babam mı göndermiş anne dedi. Bende ağlayarak evet yavrum babam çalıştığı yerden yollamış dedim. Günlerce düşürmedi elinden. Ama elif onun oyuncağı alınıp kendi ayakkabısının neden alınmadığını bilemedi. Ve bir kenarda anne babam benim ayakkabımı ne zaman yollayacak diyordu. Ben de önümüzde ki ay dedim hep. Ama o ay hiç gelmedi.

Neden bunları anlattım bunca yıl sonra yani. Ama biz en son seninle orada kaldık. Bilirim dert oldu alamadıkların. Sen bizim babamızdın, canımızdın. Ali’m toprak sıkmasın canın yanmasın. Her ay sana yasin-i şerirler yolluyorum. Yusuf da öğrenmeye başladı. Bende okuyacağım babama diyor. Elif senin kıyamadığın elif’in okulda başarılı bir öğrenci oldu. Ali’m Ayşe’n yokluğuna hiç alışmadı, alışamayacak. Düz yollar bile dağ oldu bana. Ali’m sen bizi düşünme ben havadisleri sana hep anlatacağım. Ama eskisi kadar sık gelemiyorum. Bu arada hani geçen gelişimde yani.  Senin mezarının başında uzaktan birini gördüm. Kim acaba dedim bilirsin bizim kimsemiz yok. Yavaşça yaklaştım görünmeden evet Yusuf ve elif onlarda benden gizli gelmişler. Kim bilir sana ne anlattılar. İkisi de ağlıyordu. Onları öyle görünce nasıl dayanırım ben. Bende anayım yüreğim kaldırır mı bunu.

Yusuf’un Gözyaşları

Baba ben geldim oğlun Yusuf. Babam nasılsın topraklar sıkmıyor değil mi? Canım babam annemden gizli geldim yine. Çok sık geldiğimi öğrenince de üzülüyor. Baba annem sana geçen gelişinde yine her şeyi anlattı değil mi? Öyleyse benim tamircide çalıştığımı da öğrendin sen. Üzülme olsun ben razıyım. Ama geçen ne oldu biliyor musun? Arabanın tamirinde ufak bir hata yapmışım. Mal sahibi şikâyet etti. Ustam bana bir tokat attı. Yo acımadı. Ama biliyor musun keşke sen olsaydın da o tokadı sen atsaydın. Başka eller yakıyor baba. Sen atsan belki sadece canım yanardı. Ama o tokat yüreğime atıldı. Senin kinin acısı geçerde onların ki geçmiyor baba. Senin ellerin kıymazdı ki bana.

Okuldan çıkar çıkmaz tamirciye gidiyorum. Annem ekmek koyuyor çantama. Bu arada anneme kızma çalıştırıyor diye. Bir bilsen nasıl çırpınıyor. Eğer ben çalışmasan kirayı ödeyemeyiz. Onun temizlikten aldığı ile de geçinmeye çalışıyoruz. Annem bazen azık koyarken ağlardı bende anlamazdım. Sonra anladım ki bazen bir şey olmaz içi boş ekmek koyduğu için ağlarmış. Ben de üzülmesin diye anne ben boş daha çok seviyorum öyle daha tatlı diyorum. O çok üzülüyor.

Babam elif ablamda büyüdü. Onunla aynı okuldayız. Geçen ne oldu biliyor musun? Okulda bir kalabalık gördüm. Oraya gittim ve sordum ne diye.Gezi var da gelecekler ücretleri yatırıyor bugün son gün dediler. Ablamın sınıfı gidiyor muş. Bize hiç söylemedi. Birkaç gündür üzgündü anlatmadı bize. Yine senin yokluğunun hüznüdür dedik. Ben derse girmeden hemen ustaya koşa koşa gittim. Ayın ortası veremem para filan dedi. Ama yalvardım oda en sonunda bir miktar verdi. Yine nefes nefese okula yetiştim. Az kalsın yetişemiyordum. Ablamın adını da yazdırdım. Bu ay kirada takviye gerekecek ama olsun. O mahrum kalmasın. Söyleyemeyecek kadar düşünür bizi. Akşam eve gelince sordum gezi varmış öyle mi dedim. A evet öyleymiş ne yapacağım ben istemiyorum dedi. Oysa ben senin adını yazdırdım dedim. Biran dondu kaldı. Sonra geldi boynuma sarıldı. Annem ya annem öyle ağladı ki bizim o halimize Ablam çok sevindi. Bende mi baba oluyordum ne. Büyüdüm galiba.

Babam o küçük Yusuf’un elleri artık büyüdü o avuçlarında kaybolan ellerim büyüdü. Ellerim büyüdü ama yüreğimin elleri sen nerede bıraktı isen orada kaldı. Onlar hep çocuk kalacak. Annem anlatır yolunu gözler mişim bir de alamadığın kamyonu. A üzülme elif ablamın ayakkabılarını artık ben alıyorum. Aslında benimkilerde eskidi ama olsun. O narindir çabuk üzülür. Ben babayım ya ben içime atarım. O okusun da muhtaç olmasın namerde. Ben ne iş olsa yaparımda o yapamaz.

Ablam bende çalışacağım diye tutturdu. Olmaz sen derslerine bak dedik ama oda bu sefer boş vakitlerinde dantel, örgü işleri yapıyor. Okul masrafım yük olmasın diye. Ama daha iyi bir iş bulayım onu da bıraktırırım. Geceleri bizi uyutunca kalkıp dantel örüyormuş bir gün yakaladım. Uykum kaçtı dedi ama her gün insanın uykusu kaçmaz değil mi?

Geçen piknik yapmaya gittik. Aslında hiçbirimiz piknik sevmeyiz. Piknik alanlarının en kuytu yerleri bizimdir. Aile görmek içimize dokunur. Neyse gittik. İyi bir yer seçtik sandık ama sonradan bir aile geldi yanımıza. Hepimiz kaçamak bakışlarla o aileyi seyrediyorduk. Babasıyla nasıl oynuyordu o küçük çocuk. Ben bilmiyorum baba ile nasıl oynanır. Seninle böylesi bir anım bile olmadı. Ablam ben ve annem baka kaldık aileye. Annem ağlayacaktı yine. Ve her zaman yaptığı taktiği uyguladı. Hemen salata bahanesi ile soğan doğramaya başladı. Rahat rahat ağlıyordu nasılsa soğandan diyebilecekti. Aslında hepimiz niye ağladığını çok iyi biliyorduk. Ben de anne biraz dolaşayım alanı dedim ayrıldım. Bir ağaç kenarında erkeklerde ağları yaşadım. Babam acıyan yanım, yokluğun hançer gibi bağrımda saplı kaldı. Bir çocuk dokunuşu kaldı yüreğimde sen den bana hatıra. Ben sevmedim piknikleri, ben sevmedim hafta sonlarını, ben sevmedim yazı kışı baharı, ben sevmedim sensizliği. Annem mahrum olmayalım diye götürüyordu ama her piknik acımızı derinleştirir öyle dönerdik eve.

Babam bakmaya kıyamadığın Yusuf’un yüzünün her karesinde babasızlık var. Şöyle doya doya baba diyerek söyleyemedim. Çığlığım içimde saklı kaldı hep. Babam oğlunda bir baba artık. Evde iki tane evladım var. Onlara gözüm gibi bakacağım. Ama sen gibi olmaz ki. Kolun kanadın sarardı bizi. Benimkiler yetişmiyor baba. Yusuf ‘u sen büyütemedin ama sensizlik büyüttü baba. Kimsemiz yok bir Allah var. O yardım ediyor. Ben yetimim yetim. Vücudum değil yüreğim yetim. Okşayın ruh’umu elleriniz sevmek içindir can yakmak için değil. Sizde okşayın bir yetimin başını. Mezardan bir el uzanmaz geç olmadan hadi hemen şimdi yapın. Varsa bir garip elleriniz dokunsun gönül dili ile.

2 yorumlar

  • Yorum Bağlantısı Fakir Pazar, 09 Ekim 2011 09:25 yazan Fakir

    Ağlamalarınız sevinmekten olsun dilerdim ismini bilmediğim mübarek ; Aslında sizin bazen okurken ağlamalarınız benim yazarken ağlamamdır belkide.Aslında daha ileriside vardı ama yazmadım onları
    yazamadım daha doğrusu.

    İsmimizi gizleriz bazen hayattan gizleniriz bazen.Sözü gizleri bazen sukütu gizleriz bazen...

    Bir çocuk gibi ardına saklandığımız şeyler vardır.Fakat anladım anlatmak bir sanat anlaşılmak başka bir sanat.Ben anlaşılan biri olmadığıma kanaat ettim kardeşim sorumlusu yine kendim.

    Bazen yazma diyorum ama Allah var yalan diyemem bazı şeyler beni aşıyor.Bende karalıyorum.Belki birgün belki öldükten sonra anlaşılanlar gibi olurum.Nasip ah nasip

    Herkes neyi nasıl yazdığını bilir.Kendi şiirlerimin bazı yerleri var ki boğazımda düğümlenir bir kelime öteye geçemem ağlamaktan. Garip ne garip

    Yorumu yeni gördüm bugünlerde mahsun bir halin resmindeyim. Belki ağlıyorum bu seferde kendi öksüz ve yetim yanıma derman derdi verenin secdesinde.Allah alımdan secdeyi almasın başkada birşeyim yok.

    Dua ile...

  • Yorum Bağlantısı m. Pazar, 02 Ekim 2011 21:09 yazan m.

    benim gibi katı kalbli birinide ağlattınya helal olsun sana handan kardeş

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.