Elif'in bayramı da böyle olur

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir. İşte Kur'ân şâkirdlerinin âkıbetleri böyledir. Cenâb-ı Hak, bizleri onlardan eylesin, Âmin.


A+ R A-
Perşembe, 20 Ocak 2011 11:30
Oy ver
(1 Oy)

Elif'in bayramı da böyle olur

Baba ben geldim kızın. Elini öpmeye geldim bugün bayram baba. Annemlerden ayrı geldim ben. Sana anlatacaklarım öyle birikti ki. Babam benim bir bayram daha ellerinden uzak geçecek. Bir bayramı daha buruk yaşayacak bu gönül. Baba her bayram içime çöreklenen hasretini hiçbir şey dindirmedi.

Annem söyler çok sever missin saçlarımı okşamayı. İpek gibi kızımın saçları dermişsin. Sonra Yusuf kıskanır oda gelirmiş yanımıza. Annem öyle söylüyor. Babam bilsen kızının saçları şimdi kar beyazı. Onları sensizliğin nişanesi gibi onurla taşıyorum. Babasızlığın beyazı onlar. Sen diye sevdim ben onları. Tek bir beyazı bile koparmadım. Yüreğimin saçlarını okşayan bir el olmadı baba. Biz hep itilip kakıldık, hor ve hakir görüldük. Çünkü biz babasızdık. Bizi koruyanımız yoktu. Vuranlarda iyi  biliyordu bunu.

Baba senden geriye bir resmin var. Ama o resim sensizliğin resmi, yokluğunun mıh gibi saplandığı resim. O resimde üç kişi var. Senin cismin bir hayal.  Bir Yusuf var babalığa sevdalı. Bir ana var bize sevdalı ve bir elif var gecelerinde gözyaşı seline sevdalı. Üşüyorum baba kışlar geçerde sensizliğin kışı geçmiyor. Annem söyledi mi bilmem ama onlara yük olmayayım diye el işleri yapıyorum. İlmek ilmek dokuduğum sensiz ve kimsesizliğin içi burkan hali. Geceleri onları yatırınca uykum kaçtı bahanesi ile yapıyorum. Bazen satamıyorum baba. Almıyorlar o zaman yetim nasıl üzülür bilmiyorlar.

Baba yusufta çalışıyor biliyor musun?  Babasızlık hepimizi büyüttü. Onunla aynı okula gidiyoruz.  Bizim ayakkabılarımız çabuk eskir. Sebebi biraz üzer ama söyleyeceğim. Okul uzak servise verecek paramız da yok. Bizde Yusuf’la erkenden kalkıp tam bir saat yol yürüyoruz. Okula gidince yorgun ve bitkin oluyoruz. Yusuf sen yorulma ben bir iş daha bakayım diyor. Sen yorulma diyor ama ben kıyar mıyım?  Öğlenleri eve gidemiyoruz. Annem ekmek koyuyor. Yusuf’la beraber boş bir sınıfta yiyoruz. Kantine inecek paramız olmuyor. Yusuf bazen çay alıyor hepsi bu. Kimseler görmesin diye yapıyoruz bunu. Annem bazen bir şey koyacak bir şey bulamıyor ekmeğin içine. O gün annemin hicranı oluyor. Bazen de peynir koyuyor. Ama ben ve Yusuf ekmeğin içinde ki peyniri çıkarıyor boş yiyoruz. Onu tekrar eve götürüyoruz. Yusuf sen ye diyor bende Yusuf’a ama ikimizin de boğazından aşmıyor. Annem bazen anlamasın diye yiyoruz. Peynirlide güzel miş baba. Ama öyle olsa ne olur sensizliğin yavanlığı var hayatımızda.

Hani boş sınıf dedim ya işte o sınıf benim ağlama duvarım oldu. Her sırrımı kare kare bilir. Bir keresinde bir hıçkırık sesi duydum. Anahtar deliğinden baktım. Evet, baba Yusuf’tu. Biran kola dokunup açmak istedim. Ağlama Yusuf’um ağlama ablan kurban olsun ağlama. Yusuf güzeli Yusuf’um ağlama deyip bağrıma basmak geldi ama yapamadım. Oda keşfetmiş o sınıfı. İkimizin de tüm sırlarını biliyor belli ki. Demek evde ağlayamayan Yusuf burada ağlıyordu. Okul baba nasıl bir yer biliyor musun? Orada insan babasızlığı hissetmesen de hissettirir. Annemlere söyleyemedim ama geçen okulda bir kızın künyesi kaybolmuş. Gözler benim üzerime dikildi. Ben yetimdim ya, ben kimsesizdim ya, kızsanız sesim çıkmazı ya. Nasıl üzüldü isem oraya bayılmışım. Öğretmen hastaneye götürmüş. Gözlerimi açınca anladım bunu. Annene haber edelim dediler. Ben de hayır dedim bırakın gideceğim dedim. Düşene tekme atan çok oluyor baba. Aradan iki gün geçti kızın künyesi bahçede bulundu. Ya ben ne hissetim kimin umurunda. Biz yetimdik kalbimiz yoktu bizim. Ağlamak bize nasıl da yakışırdı.

Zenginlik neydi baba. Her şeyi alabilme gücümü. Yoksa bir yetimin başında mıydı zenginlik. Ellerindi zenginlik o uzanamadığım ellerin.  Fakirlik bel mi büker yürek mi büker. Belki de her ikisi de.

Baba sen olsaydın bizi parka götürürdün değil mi? Şöyle bir Pazar sabahı balkonda çayımızı hazırlamış annem. Hepimiz otur muşuz sofraya. Sen Ayşe demli olsun benim ki demişsin. Yusuf’ta sana özenmiş benimki de demiştir mutlaka. Sonra elimizden tutup parka götürseydin bizi. Bir dondurmacı olsaydı yolda şöyle ucuz olanından. Fakire yakışanından.  Henüz siyah olan saçlarıma toka alsaydın söyle ucuz olanından. Yusuf’a alsan ben ağlasaydım şöyle en iç burkan yanından.  Sende sana da alacağım kızım diye gözyaşıma baba eli gibi dokunsaydın. Baba çayın demi sende kaldı ve bizde Sen de kaldık. Biz hayatın demini içtik baba. Hayatın demi ne acıymış meğer . Biz hiç babam olsaydı da bizi tatile götürseydi demedik. Bizim hayallerimiz bir Pazar sabahı balkonda kaldı öylesine. DEM ACIYMIŞ BABA. SENSİZLİĞİN DEMİ ACIYMIŞ. BEN YETİMİM DEMİ İYİ BİLİRİM. YA SİZ ?

2 yorumlar

  • Yorum Bağlantısı fakir Salı, 11 Ekim 2011 16:51 yazan fakir

    Mesajlara icabetim adına kusura bakmayın zira kusuru çok olanın kusuruna bakmama olgunluğuna ihtiyaç duyan bir fakir olarak demiş olayım bunu.
    Evvela ismimle icabet ederdim ama aynı isim diye kabul etmedi.

    Herkesin içinde bir elif gizlidir sanırım. Benim içimde de var bazen bir elif miktarı bazen 4 ama hüznü acısı içinde olan gizli bir elif. Herkesin görmediği belki göremeyeceği bir hal diyeyim. Elif adı ile ruhuma dokundu adı bu yüzden elifti.

    Herkesin kimselere diyemediği bir elif yönü vardır. Kelimelerin ardına saklarsınız bazen ama saklambaç oyununu iyi bilenler bir ucundan tutarlar.

    Şimdi çıkmam lazımken yazıyor olmam da elifin o diyemediği mısraların tozunu almak. Yetimlik mahrumluksa eğer öyle yanlarımız var ki yarım kalan yetimlik kelime olarak belki babasız kalmanın ifadesi olsada.Ben onu çok uzaklara götürmek istedim aslında. Belki bu yüzden elifin yetim yanı benim sinemde öyle yer bulduki her okuyanda bana acıma hissi oluştu.

    Allah okuduğunuz için sizlerden razı olsun. Zira yazalı baya oldu. Bazen okuduğum kısımlarda şu ifade yerine dediğim kısımlar oluyor ama eğiştirmek istemiyorum. O hal o zamanın incisi idi. Tabi benim yüreğimde.Edebiyat kaygısı ile yazmak istemiyorum o zaman hislerim sunnileşir endişem olabiliyor. Zaten hep duamda kalbimde olmayanın dilimde olmaması Rabbimden diledim. Her vakit yazamam zaten. Onu ben belirlemem üstelik. Misafir gibi gelir kapıyı çalar bende açarım.

    Bazen nazlanırsak eğer yazamaya oda alır gider başını sonra unutturulur benim sanarsın aklındakini ama değildir. Neyse yazacak kelam çok ama kalbimin ucundan ellerimin ucuna kadar gelen sızılar durma yaz diyor ama şuan yazarsa kalem ucu tutuşur kağıdın ve evvela beni yakar...

    Dualarınızda bu fakiri unutmayın kardeşim ...

  • Yorum Bağlantısı m.ali Pazar, 02 Ekim 2011 20:49 yazan m.ali

    çokgüzel olmuş allah razı olsun

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.