Kalbin ve ruhun derece-i hayatları

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Ey Rabbimiz!

Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, duâ edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin. (Âl-i İmrân Sûresi: 8.)

Duâları ise, şu sözlerle sona erer: "Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur." (Yûnus Sûresi: 10.)

Âmin, âmin, âmin.


A+ R A-
Pazar, 02 Ocak 2011 21:24
Oy ver
(3 oy)

Kalbin ve ruhun derece-i hayatları

İlk ses veren, bir süredir beni dikkatle süzen bir delikanlıydı. Sorduğu sorunun keskinliğinden anlaşılıyordu ki, delikanlıda "eşyayı ve hadiseleri hallac edecek bir istidat" varlık sinyali veriyordu.

'Abi' dedi, 'Kalbin ve ruhun hayat derecesinden bahsediliyor. Ve bahsedilirken de kalbin birkac gün once ile bir kac günü beraber, ruhun da bir kaç sene önce ile birkaç sene sonrasını beraber yaşayabildiği söyleniyor. Bunu izah edebilir misiniz?'

Soru gerçekten ince bir soruydu. Sadece bulunduğu anı yaşayan insanlara anlatması da bir o kadar zordu. Tabi bir başka zorluk ise sadece bulunduğu anı yaşayan birinin anlatmasıydı. Bazen akıl;  ruh ve kalbin ancak minyatürünü yaşayabildiği hallerin gerçekleri hakkında  az buçuk yorum yapabildiğinden bir misal ile bunu anlatayım dedim. Ama önce bazı kavramların yerine oturması gerektiğinden, o kavramlarla işe basladım.

Eğer, bütün eşyanın her an başkalaştığını, yani her an başka bir eşya olduğunu kabul edersek, zamanı bir boyut olarak takdim edebiliriz. Çünkü iki farklı noktanın farklı parametreler ile gösterilebilmesi için bu durumda 3 boyut yetmez, bir boyut daha gerekir. Mesela duran bir top t süre sonra da aynı koordinatlarda olacagından, ama top artık başka bir top olduğundan, bu iki topu ayrı parametrelerle göstermemiz gerekecek. yani x,y,z ler aynı ama t leri farklı olacak.

İşte bu durumda zamana boyut deriz. Zaman boyutunun diğer boyutlardan ayıran bir hususiyeti, kainatın o boyutta sürekli ilerlemeye zorlanmış olmasıdır. Diğer boyutlarda geriye dönebilirsiniz ama zamanda ilerleyince geriye dönmek çok zor.

İnsanı düşünelim. Şimdilik sadece  cesedini yani maddesini ele alalım. 100 trilyon hücresi bulunan bir insanın sanıyede 50 milyon hücresi ölüyor. Bir o hız da da yaratılıyor. Bunların molekülleri hiç durmadan hareket ediyorlar. Sürekli değişip duruyorlar. Bu cihetten bakınca insan bedeninin bir anı diğer anı ile aynı olamıyor. Yani bir an sonraki cesed artık yok. Bir sonraki anda başka bir ceset var. Bu bakımdan cesedin ömrü içinde bulunduğu andır. Demek ki ruhu kabul etmeyen biri "Ben ben değilim" demek zorundadır.

Nasıl ki ruh insanın maddesinin 3 boyutta dağılmasını önlüyor ve onları senkronize ediyorsa, aynen onun gibi de 4. boyut denilen zamanda dahi başka başka hallerde bulunan maddeyi yek-vücüt ediyor. Ruhun derece-i hayatına çıkmak demek ise, maddenin yani cesedin zaman içindeki hallerini senkronize etmesi demektir. Senkronize kelimesinin lügavi manasından ziyade bir uyum ve harmoni manasında kulanıyorum.

Bu kategorideki diğerleri: « Bir şakirt Giriş »

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.