Her şey bizler için!

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Rabbim mevcudatı hürmetine, denizdeki köpüklerin,  rüzgardaki yaprakların, kerahatte kuşların zikri hürmetine günahlarımızı bağışlasın, gönüllerimizde Hayy ismi tecelli etsin.


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 11:10
Oy ver
(1 Oy)

Her şey bizler için!

Aylar geçmişti aradan. O soğuk oda hiç ısınamamıştı. Elleri yine titriyor, gözleri yine belli belirsiz nemleniyordu. Bekliyordu Osman amca. Evlatlarının geleceği günü dört gözle bekliyordu. Oysa ne çok özlemişti üstüne titrediği evlatlarını.

Dalıp gidiyordu eski günlerine. Her akşam oturdukları sofrayı, güzelim yemekten sonra tadından geçilmeyen çayları, hele ki günün yorgunluğunu atan sohbetlerini. Çocuklarını her akşam etrafında toparlamayı başarmış ve belki de onlarsız bir gün bile geçirmemişti. Üç oğlu ve iki kızı vardı. Babalarına ve annelerine öylesine bağlıydılar ki, görenler imrenir, kendi çocuklarından ar ederlerdi neredeyse. Osman amcada bununla gururlanır, çocukları saygılı olmayan herkese sayar, dökerdi. Günlerden bir gün, Salih amca hüzünle girmişti kahveye. Köşede boş gördüğü masaya yanaşmış, oturuvermişti yavaşça.
-hayırdır Salih amca ne oldu yüzünden düşen bin parça!  Diye sordu kemal
-sorma kemal oğlum, bizim Ömer sınav sonuçlarını aldı bugün kazanamamış kerata. Ona biraz canım sıkıldı
- üzme kendini Salih amca bir dahaki sefere mutlaka alır Ömer, merak etme güven sen ona.
Salih amca acı bir tebessümle
-hayırlısı evladım hayırlısı.
Derken, bir daha kim karşılayacak onca masrafı, üniversiteye hazırlanmak kolay mı hem maddi, hem de manevi olarak! Diye geçirdi içinden. Derin bir sessizlik kaplamıştı kahveyi ve nihayet Osman amca bozdu sessizliği, herkese selam verdi, Salih amcanın sessiz duruşunu fark etmiş olacak ki masasına yaklaştı;
-Hayırdır Salih Bey. Kara denizde gemilerin mi battı
- Yok Osman kardeş bizim çocuk üniversite sınavını kazanamamışta ona sıkıldım biraz.
-Ya vah vah üzüldüm
Derken samimi olmadığı her halinden belliydi Osman amcanın.
-bizim Ali kazanmış. Bak iyi hatırlattın
Sanki nispet edercesine
-murat oğlum herkese benden çay
Kemal girmişti yine devreye
-bu ne neşe Osman amca?
-Bizim Ali sınavı kazandı kemal oğlum. Hem de İstanbul'da mühendislik fakültesi
Çok utanmıştı Salih amca sanki sınavı kazanmayan onun oğlu Ömer değil de kendisiydi. Başının ağrısını bahane ederek müsaade istedi ve ayrıldı oradan. Salih amaca onu kırdığını fark bile edememişti. Kemal;
-Keşke söylemeseydin Osman amca. Ömer sınavı kazanamamış ona üzülmüş Salih amca
-Bana ne kemal oğlum. Herkesin derdi kendine. Oda çalışıp kazansaymış. Öyle bedavaya olmuyor bu işler. Bak benimkilerin hepsi çok zeki, sadece Ali değil ki, Adnan da üniversite de okuyor. Bir selim okumadı o da koca mağaza işletiyor hem de kendi mağazası.
Osman amca bilemezdi ki Salih amcanın oğlu Ömer bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanıyor bir yandan da ailesinin geçimine katkıda bulunmaya çalışıyordu. Kendiside şahit olmuştu üstelik bir kaç kez buna. Soğuk kış günlerinde onun oğlu Ali sıcacık odasında ders çalışırken, Ömer odun kömür taşıyor, soğuktan çatlayan ellerini nefesiyle ısıtmaya çalışıyordu.
Osman amca atlamıştı bazı şeyleri. İnsan olduğumuzu, her şeyin bizler için olduğunu, evlatta olsa fazla bel bağlanmaması gerektiğini. Ve kınamıştı hakkı olmadan, çocuklarından saygı görmeyenleri. Oysa o anneler, babalarda evlatlarının iyi olmalarını isterdi ama herkes iyi olacak diye bir şey yoktu. Her şey insanlar içindi.
Osman amcanın gözleri kör olmuştu adeta. Dünyanın en iyi çocukları sadece kendi çocukları diye kazımıştı belleğine. Herkese anlatıyor anlatırken de adeta kendinden geçiyordu. Kızlarının çok iyi bir evlilik yapışı, damatlarının varlıklı ailelerden oluşları, oğullarının çok iyi yerlere gelişlerini anlatırken adeta ağzı kulaklarına varıyordu. Ve maalesef onun mutlu olması herkesin mutlu olduğu anlamına gelmezdi. Mesela asiye teyzenin kızı Ayşe başlangıçta iyi bir evlilik yapmıştı ama sonrasında eşi çok hırçın ve asabi çıkmıştı. Ayşe bazen yüzü gözü mosmor olmuş bir şekilde annesinin kapısına koşuyordu.
Ayhan amcanın oğlu çok hastaydı ve Ayhan amca yaşlı haliyle evli ve çocuklu olan oğlunun da geçimine katkıda bulunmaya çalışıyordu.
Ayla ablanın eşi vefat etmişti genç yaşlarda o da bin türlü sıkıntıyla iki çocuğuna bakmış evlilik çağına getirmişti.
Yani herkesin hayatı Osman amcanınki gibi güllük gülistanlık değildi. Ama Osman amca bunu fark edemiyordu. Aksine bin bir sıkıntı çeken o insanların yanında sık sık evlatlarının başarısını, mutluluğunu dile getirip duruyordu. Ama insanız ya her şey bizler için ya ve burası bir imtihan meydanı ya; gel zaman, git zaman Osman amcanın da evine huzursuzluklar uğramaya başladı.
Aradan haftalar geçiyor, o çok sevdiği, yere göğe sığdıramadığı çocukları bir telefon bile açmıyorlardı artık. Osman amca da, eşi Gülten hanımda şaşkındı. Ama ikisi de üzüntülerini belli etmemeye çalışıyorlardı birbirilerine. Her kapı çalışında Osman amcanın gözleri parlıyor ama kapının açılmasıyla o ışıltı gidiveriyordu. Çünkü gelen çocukları değildi.
Artık kahveye de pek uğramıyor. Yolda hatırını soranlara çekinerek cevap veriyor, çocuklarını soranlara ise ne cevap vereceğini şaşırıyordu. Öyle ya kimsenin çocuğunu beğenmez, kendi çocuklarını ise eşsiz sanırdı. Şimdi kendi çocukları, sebepsiz yere babalarını ve annelerini aramaz sormaz sahip çıkmaz olmuştu.
Gülten Hanım vefat etmişti aniden. Osman amca yapayalnız kalmıştı bu dünyada.
Çocuklarının sahip çıkacağını zannetmişti ama nafile çocukları oturmuş, konuşmuş ve bir karar almışlardı. Çeşitli sebepleri bahane göstererek, kimse babasını yanına kabul etmemişti.
Baba şaşkındı, baba hüzünlüydü, baba pişmandı. Anladı evlatta olsa bu kadar bel bağlanmayacağını. Oysa ne kadarda emindi çocuklarından. Ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Eşyalarını hazırlamış camdan dışarıya bakıyordu son kez. Çocukları kapıda babalarını bekliyorlardı! Bundan sonra zamanını geçireceği yere götürmek için! İçi kan ağlıyordu ama elinden hiçbir şey gelmiyordu Osman amcanın. Karşı yokuştan bir baba ve oğla takıldı gözleri. Bu Salih amca ve oğlu Ömer'di. Ömer üniversiteyi kazanmış, bir yandan okuyor bir yandan da çalışarak ailesine bakmaya devam ediyordu. Herkes Ömer'i takdir ediyordu.  Ama Salih amca ne olursa olsun hiçbir zaman evladını büyüte büyüte anlatmıyordu kimselere. Büyük konuşmuştu Osman amca. Yere göğe sığdıramadığı evlatları şimdi onu yalnızlığıyla baş başa bırakmışlardı.
Gözlerinden yaşlar süzüldü. Oda hala soğuktu. Ve hala kimseler görünmüyordu kapıda. Söylendi yalnızlığını paylaştığı huzur evindeki odasının taş duvarlarına; "gelmeyecekler belli, bu hafta da gelmeyecekler"


NOT: bizim mutlu olmamız herkesin mutlu olduğu anlamına gelmez. Kendi mutluluklarımızı, sevinçlerimizi anlatırken etrafımıza, abartarak ya da başkalarını üzerek yapmamalıyız bunu. Başkalarının mutsuzlukları bizi mutlu etmemeli. Hepimiz insanız ve her şey bizler için.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.