Allah mı, O da kim?

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

"Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır".


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 11:30
Oy ver
(1 Oy)

Allah mı, O da kim?

Abdi İpekçi... 17.05

Buram buram egzoz kokusu.

Nereye neden gittiğini, gittiği zaman fark edecek hızlı adım insanlar.

Hafiften çiseleyen yağmur, belli ki mevsim son bahar.

Kıyafetler edepli, hava soğuk galiba ondan. Görüntü içler acısı değil, anlaşılıyor her açıdan bu insanlar az biraz Müslüman.

Havada hafif karartı, cızırtılı bir hoparlör, bir iki deneme evet Allahuekber; İç Anadolu bölgesinden müezzinimiz bülbül Hasan.

- Yetişemeyiz Kocatepe’ye...
- Şu arada bildiğim bir mescit var, gel oraya gidelim.

Nereye neden gittiğini, gitmeden fark ettiğini sanan, hızlı adım iki adam...

Bir yanı sahafçılar çarşısı, öte yanı barlar sokağı. Saflar hınca hınç, boşluklar göz dolduruyor maşallah. İki ihtiyar, biri oturakta kılmakta, öteki hâlâ ölmedim dercesine dimdik ayakta. Tekbir, kıyam, rükû, secde... Tesbihat...

(Fısıltı...)

- Araplarda riayet yokmuş tesbihata, hoş bizim millette de namaza yok!
- “um. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm”
- ...

Etrafta kulağı tırmalayıcı araba sesleri, kapalı bir çay bahçesi. Mola. İki karanfil kokulu çay, çevre sakin, kalabalık az...

- Ne olacak hocam memleketin hali?
- Dolar düşsün düzelir...
- Yok yok onu demiyorum!
- Fener şampiyon olursa düzelir...
- İlahi... İnsanların gidişi nereye, ondan söz et!
- Tatil yakın, memleketlerinedir her hal...

(Gülümseme...)

- Hiçbir şey adına benzemez oldu hocam. Aile aileye, sokak sokağa, okul okula, dünya dünyaya hatta insan insana benzemez olmuş. Sakındığımız ne varsa onlar da bir bir yitmekte, ne yapmalı ne etmeli de bir çözüm bulmalı bu çürümeye... Bunu geçtim kendimizi nasıl muhafaza edeceğiz, usulünce anlat hele...

- Anlatacak ne var, sen çözmüşsün meseleyi...

- Çözeydim içime dert olur muydu, dine insanlar neden sarılmazlar bir türlü anlam veremiyorum. Düşünüyorum zor bir tarafını da bulamıyorum...

- Din de sabun gibidir bilmez misin?

- Sabun mu?

- Evet sabun... Dine pek inanmayan bir sabun imalatçısı bir gün konuşmakta olduğu bir hocaya, “sizin anlattığınız dinin dünyaya bir faydası olsaydı, insanlara bir iyilik getirseydi, aradan geçen bunca zamana rağmen hala kötülük ve kütü insanlar kalır mıydı?”der. Hoca efendi adamın yüzüne şöyle bir baktıktan sonra: “Senin yaptığın sabunlar da bir işe yaramıyor anlaşılan. Zira bir işe yarasaydı, ortalıkta hâlâ kir ve pislik kalır mıydı? der. Sabuncu itiraz eder: “Adamlar sabun kullanmıyorlarsa benim suçum ne?” Hoca efendi hemen taşı gediğine koyuverir: “Peki insanlar dinin getirdiklerine uymuyorlarsa dinin suçu ne? Eğer dinin kuralları uygulansaydı ve her alanda dine uygun yaşansaydı tüm dünyaya iyilik ve düzen gelmez miydi?”

- İyi de her vakit sabun kullanan biri rahatlıkla kirlenebiliyor, bunu nasıl açıklamalı?

- İşte bunun adı imtihan. Kirlenmek ancak onu temizlemediğimiz zaman bizim kaderimiz olabilir. Bunun içindir günün her vakti eda edilen namaz, bunun içindir ruhu kirlerinden arındıran oruç, bunun içindir yolda karşımıza çıkacak kötü lekeleri çıkmadan bertaraf eden zekât ve görünmez kalkanıyla bizleri koruyan hac... Evvelâ inanmak gerekiyor elbette, iman etmeyen sabuncunun kendine faydası olmaz!

- Amenna... ve lakin hâlâ yitene, gidene ne olacak, yitmemek için ne yapılacak anlatmadın... Bizler ne yapmalıyız, insanlar dinin kurallarına uymuyorsa kendi sorunlarıdır deyip geçmeli miyiz?

- Cevap tek kelimeden ibaret... Fakat merakının diyetini ödemelisin önce, söyleyeceğim iki kitabı temin et, okuduktan sonra devam edelim inşallah.

- İlk vahiye döneceğiz öyle mi?
- Başımız da, sonumuz da orası değil mi zaten?
- Muhakkak... Hangi kitaplar?
- “Yoldaki İşaretler” ve “Dininizi Öğreniniz” muharrirlerini sorma, öğren!
- Pekâlâ...

Vakit geç, yollar tenha, hava soğuk, trafik ışıkları altında vedalaşan iki adam...

Minareler boylu boyunca, verilen selama mukabele eden birkaç insan, anlamamak mümkün değil bu insanlar kesinlikle Müslüman...

...

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.