"Aşk" ne büyük, ne ulu kelime! İdi.

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Allahım!
Şeytana ve nefsimize kızmakla oyalanmamızı engelle,
İyilik yaparak ve dua ederek bu büyük cihadımızda bizi kazançlı çıkar.


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 18:29
Oy ver
(2 oy)

"Aşk" ne büyük, ne ulu kelime! İdi.

Asr-ı Saadette aşk sadece Allah'a(c.c.) ve Resul'üne(sav) duyulan bir duygu iken, zamanla insanlar gibi değişime uğradı. Şimdilerde değişime uğrayacak bir tarafınında kaldığı söylenemez. Lise sıralarına düşen; "aşkım, cicim hatta zuzum" gibi lafızlarla zikredilen, duygu belirtisinden çok; gösteriş, egosal rahatlık ve yasakların getirdiği arzuhallerin yaşanma isteğine dönüşen duygu ne aşk olabilir, nede sevda!

Zaten içinde ortak bir Yaradan(c.c.) sevgisi olmayan aşktan, ne fayda gelir dünyaya!

Hiçbiri Ferhat'ın, Mecnun'un, Kerem'in hırsına; Şirin'in, Leyla'nın, Aslı'nın sadakatine benzemiyor.

Gibi durumlar. Oysa bize validelerimizin(bu konularda daha rahat konuşuldukları için) aşkın heves olmadığını, bırak el ele gelmeyi gözleri bile sakınmanın gerekliliğini, lezzetin sadece ortak sevgi ile dillenebileceğini, o ortak sevginin ise o duyguları yaşamayı nasip eden Allah'a(c.c.) sevgi olması vurgusunu/dersini vermeleri gerekirdi. Mecnun, Leyla'nın çelimsiz vücudu, kara kaşı ve kuru yüzüne vurulmadı, bunu idrak etmek gerekir. Sms aşıkları, 'çok nobran oldun Mert' diyalogları millennium aşkları olsa gerek. Bu çiftlerin evliliğide millennium evliliği(Tıpkı yukarıda olduğu gibi).

Mecnun, Leyla'ya mektup yazmak istedi; ''Hayalin gözümde, ismin dilimde, zikrin kalbimde. Nereye mektup yazayım?'' dedi. -Ayine

Oysa günümüzde yaşasa, her yüklendiğinde bir o kadar sms hediyesiyle, sabaha kadar mesajlaşabilirdi. Bir söz söylemek için sahraları ve dağları aşmak zorunda kalmazdı. Ama yinede Mecnun günümüzde yaşasa, yine aşılacak dağları arardı.

Artık sadece gülümseme ve acıma hissi doğmalı, bu aşk piyeslerinde oynayan ikişerli oyunculara, niyeti evlilik olmayan aşk oyunlarına. Adı vakit geçirme, heves giderme olduğu halde o güzel ismi kirletenlere sadece acımak ve dua etmek gerekir. O ismi kirlettiler, 'aşk' nerden gelir bileniniz var mı bilmem? İskender Pala'nın kitabında geçen şu güzel sözleri aktardığımda, eminim tamamına erer bu üç harfli hüner.  (...)

"Şimdi Ayın, Şın ve Kaf’ları çıkardılar elif belerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden."

Bu cümle ile ne kadar güzelleşior o üç harfli kelime, birde açıklığın edep sayıldığı medyada ne anlamda kullanılmakta. (X aşkım, W aşkım..)

Tesettür risalesinin, ikinci hikmetinde Bediüzzaman(ks) çok güzel bir vurguya temas etmiş, sevginin, aşkın ancak diyanet noktası ile olabileceği hikmetini öğretmiştir;
"Şer'an koca, karıya küfüv olmalı, yâni birbirine münasib olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimmi diyanet noktasındadır. Ne mutlu o kocaya ki; kadınının diyanetine bakıp taklid eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.
Bahtiyardır o kadın ki; kocasının diyanetine bakıp "ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvaya girer.

Veyl o erkeğe ki; sâliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer. Ne bedbahttır o kadın ki; müttaki kocasını taklid etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.
Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki; birbirinin fıskını ve sefahetini taklid ediyorlar. Birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar!.."

En basit su tüketiminde bile, biz(ümmetin)e dini öğretileri uygulamayı öğütleyen Efendimiz(sav), hayatımızın üçte birini etkileyecek ve Âhiret yoldaşı olacak zevc ve zevce seçme konusunda da aynı hassasiyeti göstermemizi, kendi manevi hayatı ile aşı misali aşılamakta. İnşâAllah bu hassasiyeti hayatımıza yansıtır, Ahir Zamanda en çok zedelenecek bu müesseseyi inancımıza yakışır şekilde, Ûkba'da yoldaşımızı belirler nitelikle kurarız.

Saygı ve muhabbet ile. Bîçâre kardeşiniz Mahmud.

1 Yorum

  • Yorum Bağlantısı HAVVA DOĞAN Pazartesi, 25 Temmuz 2011 14:39 yazan HAVVA DOĞAN

    aşk ne büyükne ulu kelime idi başlıklı makalenız ıçın Allah razı olsun sızden. deyındıgınız konu toplumumuzun dızı ve fılımler sayesimde kanayan yaramız halıne gelmış durumda makalenizi okuyunca elhamdulıllah dedim düşüncelerıme ortak bır dertli buldum İNŞ.Bunun icın neler yapıla bılır bılmiyorum duadan başka.ALLAH ÜMMETİ MUHAMMED GENÇLIGINİN YAR VE YARDIMCISI OLSUN AMIN DUA VE MUHABBETLE

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.