Kız Kulesi’ne yolu düşenler/e - I

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Allah’ım! Günahımı, bilgisizliğimi, her isimde isrâfımı ve benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı affeyle. Allah’ım! Lâtîfemi ve ciddî hâlimi, hatamı ve dileyerek işlediğim günâhımı affeyle. İtirâf ederim ki, bu kusurların hepsi bende vardır.


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 18:43
Oy ver
(1 Oy)

Kız Kulesi’ne yolu düşenler/e - I

Mevzu şaşalı bir mekân olduğunda söze nasıl girilir? Acaba var olan her yolun bu yoldan geçtiği ile mi, berrak birkaç sevda sözcüğüyle mi başlamalı, yoksa üç heceli muhterem gönül devletine, çok heceli bir vurgu mu yapılmalı? İstanbul! Diyen ve eriyen. İstanbul! Diyen ve düşünen. İstanbul! Diyen ve gözyaşları süzülen... Üç heceden, iki kelimeye... Daha bir nezaket, daha bir ihtişam, daha bir sükût ile… Sevda sokağının baktığı nazlı kule ve yakışıklı denizine... Vuslat görmemiş iki sevgilinin adı anılmayan, sevgili oldukları bile duyulmayan meçhul ve bir o kadar hassas beşinci mevsimlerine...

Üzerlerine yağan güneşin serinliği, bir minarenin gölgesinden doğan yağmurla ısınıyor ve yakışıklı deniz sinesinden kopan damlaları gözünün nûru, gönlünün billuru sevgilisine taşıyordu, uzaktan seyre dalanlar bunu rüzgarın marifeti sansa da, bir o birde ciğerine yangın düşüren güzel biliyordu bu dalgaların her an “yâr” diye fısıldadığını, “vuslat” diye semayı parçaladığını. Biliyordu bilmesine de gönlünü kavuran bu hasret hiçbir zaman geçemedi güzelliğinin önüne, gözleri nemleniyordu da engel olamıyordu onu tepeden seyretmesine, kalbi hızlanıyordu hatta dudakları titriyordu ama söyleyemiyordu bir türlü, söyleyemiyordu çevresinden bir an olsun ayrılmayan, sevdasından bir dirhem eskitmeyen fedakâr sevgilisine... Adları dillere pelesenk olmadıysa sebebi güzelliğinin diyeti nazıydı, hiçbir masalda, hiçbir öyküde, hiçbir hikâyede söz edilmediyse aşklarından neden ne aşılmayan çöller, ne delinmeyen dağlardı, onlar birken ayrı düşmüş, vuslatta iken hasret çekmiş, beraberken ayrı düşmüşler, kimse onları düşünmezken birbirlerini düşünmüşlerdi. Ayaklarının dibinde her an sevdiğini haykıran, uzuvları yedi cihana uzanan bülbül ve yedi cihanı uğruna boş verdiği, dizinin dibinden ayrılmadığı halde yüreğinin sesini dinleyemeyen, yüzünü bulutlara, gözünü farklı diyarlara yönelten gül...

Dalgalan sevdası kendine yeten deniz ve sus ve pus ve saklan yelkenini rüzgâra çevirmeyen nazlı dehliz. Başını sevdasına eğmiş, başını sevdadan çevirmiş...


Ân’a dört kala, ilk nüktenin son noktasıyla…

Ne yanar kimse bana gönül ateşinden özge
Ne açar kimse kapımı sabah rüzgârından başka

Ey dalga! Bu sel gözümün yaşının bir kabarcığıdır, bozma
Sağlam hiç bir şey bırakmadı bu binadan başka

...

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.