Hz. Ebu Bekir olabilmek

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul kabul et. Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl.

Âmin!


A+ R A-
Çarşamba, 26 Ocak 2011 10:51
Oy ver
(2 oy)

Hz. Ebu Bekir olabilmek

Kimi gençler vardır, büyük izler bırakmışlardır ardından. Kendileri göçüp gitse de, gitmeye mahkûm olduğumuz dünyadan, adları ve sanları bir mıh gibi çakılmıştır yüreklerimize ve beyinlerimize. Kimi gençler vardır hep hayra davet eden ve her hayrın başını çeken. Hal böyle olunca isimleri hep hayırlarla yâd edilen…

İşte bu gençlerden bir tanesi, Hz. Ebu Bekir. Soylu, asil, zeki ve cömert delikanlı. Ne çok tanımak isterdik kendisini. Zira O aklın ve yüreğin hakkını vererek yaşayan hayâ insanıydı.

Yeryüzünün İslamiyet’e gebe olduğu dönemlerde, bataklığın hüküm sürdüğü belde olan Mekke’de bataklığın yanından bile geçmeyen büyük sahabe.

İnsanlar o dönemde yaptığı putlara taparken ve daha sonra yaptıkları putları yeme garipliğinde bulunurken, O güldü geçti bunlara sadece. Meşru görülen kumara, içkiye elini bile sürmeyen bir gençti O. Daha İslamiyet gelmeden kapatmıştı kapılarını küçük, büyük her günaha.

Dünya hasret şimdi böyle gençlere. Kendinden emin, aklının ve mantığının kabul etmediği çirkinlikleri elinin tersiyle iten gençlere öylesine muhtacız ki. O’nu örnek almaya ve O’na benzemeye ne çok ihtiyacımız var.

Hz. Ebu Bekir cömertliğiyle nam salmıştı Mekke beldensin de. Varını yoğunu hiç düşünmeden Allah yolunda harcamış, düşkünlere, ihtiyaç sahiplerine her zaman el uzatmıştır. Peki ya bizler, bizler de Hz. Ebu Bekir’ce yaşamaya gayret gösterebiliyor muyuz? Yoksa bizler sadece kendi ihtiyaçlarımızı giderme telaşına mı kapıldık. “hep bana” diye düşünenlerden mi olduk acaba?

Kapımıza gelen ihtiyaç sahibine, gönülden vermemiz gerekmez mi bizden olan bir şeyi. Bölmemiz gerekmez mi ekmeğimizi? Tıpkı Hz. Ebu Bekir gibi ki O ekmeğini bölmemiş, zaman zaman tüm ekmeğini uzatmıştır karşısındakine. Şimdi biz böyle yapsak kınanırız, garip gözlerle karşı karşıya kalırız. Şimdinin sözüm ona çağdaş dünyasında vermenin adı “saflık/delilik” olmuş çünkü.

Biriktirmek, daha çok biriktirmek ve yalnız başına yemekse “uyanıklık” olmuş. Rabbin hoşuna gitmeyen tavrın adı “uyanıklık” olsa ne yazar. Önemli olan Allah’ın rızasını kazanabilmek değil midir? Yarın bize fayda verecek olan paylaştıklarımızdır, biriktirip öte tarafa götüremediklerimiz değil!

Evet, masum gençlik böyle uyutuluyor işte. Paylaşma duygusundan uzaklaştırılmaya, merhametsizliğe yöneltiliyoruz. Paylaşma duygusu körelmiş durumda, bencillik hat safhada. Kendi öz kardeşimize bile elimizi uzatmayacak durumlara geldik.

Açlıkla cebelleşen komşumuzdan ya da uzak diyarda ki Müslüman kardeşlerimizden bihaberiz. Mü’min olmak böylemiydi? Hz. Ebu Bekir böylemiydi? Yarın onun arkasında yer almak istemezmiyiz cömertliğimizle. O zaman gelin bir adım atalım cömert olabilmek için. Hz. Ebu Bekir’ce yaşayabilmek için.


Paylaşmak, Allah için infakta bulunmak insan ruhunu olgunlaştırır ve mutlu eder.  Gelin deneyelim bunu, bir gün kimseler bilmeden, görmeden sadece Allah rızası için bir ihtiyaç
sahibinin ihtiyacını giderelim. Ruhumuzun kanatlandığını hissetmek çok uzun sürmeyecektir eminim. Hem Allah’ı sevindirecek hemde karşımızdaki insanın ebediyete uzanan dualarına gark olacağız. Hangi şey böylesi bir mutluluğun yerini alabilir ki. Deneyelim görelim.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.