Kur’an Tilavetinde Mısır ve Mısırlı Hafızlar

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Allah’ım! Dört şeyden Sana sığınırım: faydasız ilimden, itaatsiz kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan.


A+ R A-
Pazar, 06 Şubat 2011 10:52
Oy ver
(8 oy)

Kur’an Tilavetinde Mısır ve Mısırlı Hafızlar

Afrika, sıcak bir ülke olmasının yanında aylarca yağmur almaz. Bundan dolayı, bu büyük kıtanın pek çok yeri kuraktır. Ülkenin o bölümleri çöllerle kaplıdır. İşte, Mısır’ın sağı ve solu da bu durumdadır. Mısır’da da aslında çok az yağmur yağar. Ama orada yağmura pek ihtiyaç yoktur, çünkü Nil ırmağı boydan boya ülkenin ortasından akar gider.

 

Nil nehri Mısır için hayat demektir. Nil sayesinde insanlar tarım yapabilmekte, ekinlerini sulayabilmektedirler. Ayrıca, bütün canlılar gibi insanlarda bu muhteşem nehirden ihtiyaçlarını giderebilmektedirler.


Fakat, bunun haricinde Mısır ve Mısırlı için çok daha farklı bir öneme haiz olan bir başka hadise yine vardır ki, işte, onu anlayabilmek öyle sanıyorum ki, en az onlar kadar Mısırlı olmayı gerektiriyor. Söz konusu mesele: Kur’an Tilaveti!
Yukarıda ifade edilen, hayat kaynağı olan su, maddi anlamda nasıl güncel bir ihtiyaç ise, işte, Mısır için “Kur’an ve Kur’an Tilaveti”de manevi anlamda o kadar büyük bir ihtiyaçtır. Orada insanlar Kur’an sesleriyle uyumakta ve aynı sesle uyanmaktadırlar. Çünkü, orada bu muhteşem nağme asla sukuti makamına geçmemektedir.


Bu, öyle bir nağmedir ki, Müslüman aleminin en fazla değer verdiği ve yine bıkmadan, usanmadan okuduğu İlahi kitap olan Kur’an’ın nağmesidir. O’nu okuyan her mü’min, manevi olarak O’ndan büyük bir feyz alır ve iç dünyasında ruhen bir rahatlık hisseder.


İnanan her insan, Kur’an-ı Kerimi bizzat kendisi okuduğu gibi güzel okuyan bir takım Hafız efendilerden de dinlemeyi asla ihmal etmez. Hele bu kişi, ismini meşhur hafızlar arasına yazdırmış bir Kur’an okuyucusu ise o zaman dinlenilen o tilavet apayrı bir mahiyet kazanır. Çünkü o okuyucu, Kur’an’ı manasına göre okumakta ve okuduğunu yaşayabilmektedir. İşte, bu yönüyle, böylesine derin bir tilavet elbette ayrı bir enginlik kazanacaktır.


Kur’an tilaveti deyince akla ilk gelen Mısır coğrafyası ve o coğrafyanın yetiştirdiği ender hafızlardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu coğrafyanın sinelerde derin bir iz bırakmış hafızı, merhum Abdulbasit Abdussamed’tir. Kendine has üslubuyla tilavet dünyasına altın harflerle ismini yazdırmıştır. Öte yandan, Mustafa İsmail, Sıddık el-Minşevi ve bugün yaşayan efsane olarak kabul edilen Dr. Ahmed Na’ina gibi okuyucular Kur’an Tilavetinin Mısırlı muhteşem temsilcileridir. Başlı başına ekol sahibi olmuş bu şahsiyetler son asra büyük damga vurmuş ve Kur’an-ı Kerimi güzel okumaya istekli yerli ve yabancı milyonlarca hafızı etkisi altına almışlardır. Onların okuyuşlarında derin bir hava bulunmaktadır. Onları dinleyince insan, sanki Kur’an yeniden nazil oluyormuş gibi hissetmekte ve adeta kendinden geçmektedir.


Hocaefendinin ifadesiyle, mesela Mustafa İsmail, öylesine enfes okuyuşlar sergilemiş ki, falsosuz fiyaskosuz, adeta Kur’an’ı ilmik ilmik dokumuştur. O, ne makamdan ne de tecvid kaidelerinden ödün vermeden Kur’an’ı fıtratına göre okumuştur. Öte yandan, Mustafa İsmail Kur’an okurken, insanlar, sanki Kur’an yeniden nazil oluyormuş gibi düşünerek kendilerinden geçerlermiş. Saatlerce okunan Kur’an tilaveti yanında cemaatten tek bir fire verilmemesi bile bunun en açık kanıtıdır.


Mustafa İsmail, Kur’an tilavetinde adeta bir doruk noktasıdır. Fakat, bu bağlamda tek okuyucu değildir. Yukarıda isimlerini zikretmiş olduğumuz Abdussamed, Minşavi, Na’ina ve yine devrin önemli okuyucularından Muhammed Rıfat, Kamil Yusuf Behtimi gibi okuyuşları kendine has, başlı başına ekol sahibi olmuş bu okuyucularda, Mısırın asrı titreten Karileridirler. Ahmed Na’ina üstadımız hariç, bizzat kendilerini dinleme şerefine eremediğimiz diğer kutupları ümit ediyoruz ki, ahret aleminde, Rabbimizin katında daha orijinal bir şekilde dinleriz. Allah onlardan ebediyen razı olsun.


İstanbul tavrı Tilavet üzerine küçük bir analiz:


Öte yandan, Türk okuyucularda kendine has, adına İstanbul tavrı dedikleri bir üslupla Kur’an-ı okumaktadırlar. Ancak, hemen belirtelim ki bu üslup, İlahi kelamı kendine yakışır bir şekilde icra etme noktasında çok vasat kalmaktadır. Kur’an harflerini aşırı bir şekilde çıkarmış olmanın ötesine geçememektedir. Bu üslubun takipçisi bir okuyucuyu dinlediğinizde kendinizi sanki saygı duruşunun yapıldığı bir ortamda hissedersiniz. Bu coğrafyada böylesine ilginç bir okuyuşun gelişmesinde birçok sebep vardır, biz burada onlara girmeyeceğiz. Dediğimiz gibi, Kur’an-ı anlamı itibariyle pek fazla sunamadığı içindir ki, bu tilavet tavrı insanlar tarafından rağbet görmemekte ve yer yer eleştirilere maruz kalmaktadır. Ancak, ülkemizin çok zor şartlar altında kaldığını ve Kur’an okuma bakımından nice yasaklı seneler geçirdiğini düşününce bu bağlamda çalışmış ve çalışmakta olan okuyucularımıza başarılar diliyoruz. Allah, onlardan da razı olsun.


Son olarak şunları ifade etmek gerekmektedir: Kur’an-ı Kerimi sadece lafzıyla okumak yeterli olmamaktadır. O’nun musikisinin vereceği hava, mutlaka anlamının havası olmalıdır. Anlamını bir noktada hissedebilmek, O'nun kendine özgü bir tarzda okunmasına bağlıdır. İşte, söz konusu bu tarzında, yukarıda isimlerini zikretmiş olduğumuz okuyucularda bulunduğunu ifade ederek, sizleri o değerli okuyuşları dinlemeye ve İlahi Kelamın havasını derinden teneffüs etmeye davet ediyoruz.


Merhum Akif’imizin şu sözleri bu bağlamda hitamuh-u misk olsun:


Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan Kur’an’ın:
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nanın:
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına;
Yahud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!


(Süleymaniye Kürsüsünden)

Nurullah Dağ

Nurullah Dağ

1981 yılında Erzurum’da dünyaya geldi. İyi bir hafız olan babasında başladığı hafızlığını İstanbulun güzide kurra hafızlarından Hayati Kılıç hocaefendide ikmal etti. İlk, orta ve lise öğrenimini Erzurum’da, lisans eğitimini ise İstanbul'da Marmara Üniversitesi'nde tamamladı. 2008-2009 eğitim sezonunda Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı Din Eğitimi Bölümünde yüksek lisansa başladı. “Kur’an’da Felah Öğretisi” isimli tez çalışmasını 2010 eğitim sezonunda tamamlayarak mezun oldu. Ayrıca, din eğitimi bağlamında değerlendirmek suretiyle “Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma ve öğrenme metodları” ve “Din Eğitiminde Kur’an Tilavetinin Önemi” üzerine de büyük bir proje yürütmektedir. En büyük tutkusu, “Kur’an Tilavetinin” şahsiyet üzerinde yaptığı manevi etkiyi ortaya koyabilmektedir. Bu sebeple, çalışmaları genel itibariyle din eğitimi üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.