Hayat

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Ey Yüce Rabbim!
Yunus gibi “bir ben vardır bende benden içeri”yi idrak etmeyi nasip eyle....


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 10:57
Oy ver
(1 Oy)

Hayat

İçim acıyor bazen. Hoşuma gitmeyen olaylar karşısında kendimi çabuk salıveriyorum galiba. Dünyanın bir imtihan meydanı olduğunu unutuyorum nedense her defasında. Neden acaba?  Tevekkülsüzlüğümden kaynaklanıyor belki de. Başımıza gelen içimizi acıtan olaylara imtihan gözüyle bakmayı beceremiyoruz çoğu zaman. Sabır yumağına sarılıp, Allah'a sığınıp beklemiyoruz.

Ruhumuz hemen asiliklere bürünüyor, şikâyet deryalarına atıyoruz kendimizi. Bizi dinleyen, derdimize derman olacak olan Rabbimizi bırakıp, kim bilir kimlerin yanına koşup medet umuyor, teselli arıyoruz. Oysa Allah'ü Teala her an bizimle. Ve bizi anlayacak olan odur sadece, derdimiz varsa, dermanın sahibi odur sadece.

Hayattır bu. Yaşamak zorunda olduğumuz hayat. Kolaylıkları ile beraber zorlukları da olan hayat. Üstesinden gelmek zorunda olduğumuz hayat. Belki de önemli olan zorluklarına ve sıkıntılarına gülümseyerek bakabilmeyi becerebilmektir. Belki de her şeye rağmen yollarımıza diken döşemeye çalışanlara gül uzatabilmektir. Belki de gülün hakkını vererek koklayabilmektir, hayat. Ve hayatın hakkını vererek yaşamaktır dünü, bugünü.

Geçmişe dönüp bakalım bir. Bugün isimleri tarih kitaplarında yer alan şahsiyetlerin hangisi kolay bir hayat yaşamışlardır. Göreceğiz ki bugün hala adı, sanı yürüyen o şahsiyetler türlü türlü eza ve cefa çekmişlerdir. Ama yinede davalarından vazgeçmemiş, yinede doğru bildikleri yoldan ayrılmamışlardır. Hayatı acısına, tatlısına rağmen yaşamış ve her türlü zorluğun üstesinden yüce Allah'a sığınarak gelmişlerdir. Mesela o eşsiz şahsiyetler. Yüce Peygamberin (s.a.v) "gökteki yıldızlar" hitabına mazhar olan o eşsiz sahabeleri. Cennetle müjdelenenler, ayetlere konu olanlar, en güzel hitaplara erişenler. Onlar da kolay bir hayat geçirmemişlerdir. Bizim yaşadığımız zorlukların kat kat daha fazlasını yaşamışlardır. Ama Allah'a ve peygambere (s.a.v) olan bağlılıkları onlara "of" bile dedirtmemiştir. Aksine onlar dertlerini seviyorlardı. Ve yüce peygamberimiz. Allah'ın "Habibim" diye seslendiği peygamber (s.a.v). O Allah'ın Habib'iyken türlü eziyetlere maruz kalmamış mıydı? O bir peygamberken çeşitli üzüntülerle karşılaşmamış mıydı? Başına konan işkembe, yollarına dökülen dikenler, içini acıtacak üzücü sözler. O bir peygamberken (s.a.v) maruz kalmıştı bu zorluklara. Ve bir "of" bile dememişti. Çünkü biliyordu ki her şey bir imtihan. Ve sabırla, sevgiyle çözmeye çalışıyordu buzlaşmış kalpleri. Tebessümle bakmaya çalışıyordu kaskatı kesilmiş çehrelere. Evet, o bir peygamber (s.a.v) olduğu halde bu kadar eziyete maruz kalmıştı. Bizlerse hiçbir zorluğa tahammülü olmayan insanlar olmaya başladık. Her şeye "of" diyen, her şeye ağlayarak bakan ve her şeyi ağlar şekilde gören. Bizler hayatın manasını yeterince kavrayamadık belki de. Hayatın bir yanın da acı olabileceğini öğrenemedik henüz, hayatın sadece gülmekten, eğlenmekten ibaret olmadığını yazamadık beynimize. Bir köşede ağlayan çaresiz insanları unutuverdik, bizden daha kötü şartlarda yaşayan ve daha üzücü olaylarla karşılaşan insanları görmezden geldik hep. Bizden daha yüksek, daha iyi şartlara sahip insanları görmeyi becerebildik sadece. Ve böylece içinde bulunduğumuz duruma isyan edercesine "neden ben" ya da sahip olamadıklarımıza bakarak "neden bana değil" diye hayıflanır olduk her şeye.

Oysa hayat tüm renkleri ile karşımızda. İnsanoğluna sunulmuş en güzel fırsat. Tebessüm etmek için, paylaşmak için, nefes almak için. Belki de yeri geldiğinde ağlamak için, üzülmek için, sabretmek için, kazanmak için. Biz insanız. Hatalar ve sevaplar bizim içindir. Hatalar insanoğluna mahsustur. Önemli olan hatalardan ders çıkararak bir daha tekrarlamamaktır. Önemli olan her şeye rağmen ayakta durabilmek ve hayat dediğimiz olguya sımsıkı sarılabilmektir. Önemli olan bizden daha iyi şartlara sahip olanlara bakarken "kısmet" diyebilmek ve bizden daha daha kötü durumlarda bulunan insanlara bakarken halimize şükredebilmektir.

Öyleyse her şeye bir imtihan gözü ile bakmayı öğrenmeliyiz. Her şeyin Allah'tan geldiğine ve başımıza gelen büyük, küçük olayların mutlaka bizim için bir hayır teşkil ettiğine inanarak yaşamalıyız. Ve sabırla Allah'tan yardım dilemeliyiz. Aksi takdirde olayların üstesinden gelemeyiz. Ve bir süre sonra hayat gözümüzde anlamını yitirebilir. Yorulup, pes edebiliriz. Pes edip farkına varmadan (Allah muhafaza) isyan edebiliriz. Bu da hayat hanemize bir eksi olarak geçer ve bizi yaratıcımız olan Rabbimizden uzaklaştırır. Hayatı her şeyiyle kabullenerek yaşamayı öğrenmeliyiz. Belki sahabe efendilerimiz kadar dirençli ve bilinçli olamayız. Ama en azından onların yürüdüğü yollardan yürüyebilir, onların yaşadığı hayatı örnek alarak hayatımızı şekillendirebiliriz. Zahmetsiz rahmet olamayacağına inanmalıyız. Gayretimiz Allah'a layık kul, peygamberimize (s.a.v) layık ümmet olmak yolunda olmalıdır. Ve Allah'ın izni ile bu bize çok şeyler kazandıracaktır. İşte o zaman hayatımız çok güzel anlamlar ifade eder. Ve lezzet alırız böylece yaşadığımız her günden. Ne dersiniz?

Bu kategorideki diğerleri: « Yüreğimin dili Ne gariptir... »

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.