Ruhî Tecessüs!

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Rabbimiz katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster ve bizi başarılı kıl.


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 11:43
Oy ver
(2 oy)

Ruhî Tecessüs!

İçtiğim kaçıncı çay bu? Kaç zamandır buradayım?

Saat gecenin 11’i olmuş, yelkovan akrebe kızmış olacak ki daha hızlı dönüyor, akrep sevdiğim bir mahlûkat olmamasına rağmen, zamanın içinde hoşuma gidiyor. Daha açık olmak gerekirse kendime benzetiyorum, ya da kendimi ona benzetiyorum; ağır, tenha, sabırlı ve aheste bir duruş. Hangimiz onun kadar hızlı geçen zamanı yavaşlatabiliyoruz ki?.

Odam ise daha bir tenha, duvarlar daha bir sakin. Oysa her gece üstüme gelen, ruhuma evhamlar veren, en küçük sesleri bile drama çeviren sonra hiçbir şey olmamış gibi sabah saatlerinde gizemiyle kaybolan onlar değil miydi?. Bugün farklılar, ben de farklıyım; ilk defa çizgisiz yerine çizgili bir kâğıda ve ilk defa adı gibi hızla kayan kurşun yerine mürekkep kalemle harfleri sıralıyorum. Mürekkebin kokusu, çayın deminde kayboluyor. Dışarıda ise bir bahar sesliliği; bir taraftan bu saatte nerden geldiğini çözemediğim kuş sesleri, diğer tarafta hayatı yakalamaya çalışan otomobillerin klakson sesleri, bir de çok uzaklardan geldiği aşikâr insan gürültüleri.

Az evvel koltuğuma oturmuş, geçen saatlerin kulağımda bıraktığı sessizliği içinde, aklımdan geçenlerin çok ufak bir bölümünü dahi çizgili defterime geçirmeye imkânım olmadan silinip gidecek olmasının ıstırabı ile kavruluyordum. Oysa şimdi saniyeler içinde zihnimde yer eden kelimelerle bir roman oluşturabilirim. Fakat ne kâğıdı, ne kalemi, ne de bunları okuma fırsatı bulamayacak insanları eskisi kadar düşünemiyor, tahayyül edemiyor, ruhlarını seyr eylemeye cû’ret edemiyorum.

Oysa düne kadar ne çok ruh tahlili ile meşguliyet içerisindeydim, ne çok sarraflık taslardım, çevremi tek tek kefeye koyar hepsinin ince düşüncelerini çözmeye yeltenirdim. Bir insanın göz bebekleri onun bütün kişiliğini, hayallerini, arzularını ortaya koymaya yeter. Bunun bilinci sokaktaki dilenciden, tramvaydaki biletçiye kadar ruh tahlilleri yapmama sebebiyet veriyordu. Hele yanlışlarını kabulde ısrarcı zihinler, konuşurken başlarını sağa sola kaçırışları, yalan söylerken buldukları yalanın verdiği sevinci burun deliklerinde aksedişleri, o deliklerin bir icat bulmuşçasına genişlemesi, saçla başla oynaşmalar, “ya” “he” “hu” gibi eklerle tuğla aralarını dolduran çimento misali kelimeleri doldurmaları. Ah ne yazık!.. Neden çok düşünmek üzüntü verir insana, neden bildiğini bilmediğin bilgiler ağır gelir, neden niyetlerin hassızlığını idrak eyleme keyif yerine elem getirir?

“Sevgili...” diye başlayan âşk mektupları yazmak muhakkak daha fazla haz verirdi, hem şu kalem parçası da hoşnut olurdu bu durumdan, kimsenin bilmediği/bilemeyeceği cümlelerin tanığı olmak en çok onu mutlu ederdi, oysa paslı bir adamın, miadı dolmuş fikirlerini/düşüncelerini; kokusunu çaya kaptırarak, bir de üstüne çizgisiz bembeyaz bir kağıt yerine çizgilerle koca bir sınıra dayatmak ne acıdır kim bilir. Yine aynı hadise, çıldıracağım, detaylar kavuruyor beynimi, sanki kan çıkacak nokta arıyor gözlerimde, basit bir detay çağlayanlara dönüşüyor yine. Sana ne kalemden sana ne defterden!..

Vakit gecenin üçü, her şey sakinleşiyor, sesler de benliğim ve hissiyatlarım gibi yavaştan kaybolmakta, zihnim de eşlik ediyor bu yalnızlığa. Elim kendine bir yer arıyor, sahipsizliğin verdiği ve geçmişin özleminden olsa gerek dede yadigârı radyo canlanıveriyor masamda, parmaklarım da hemen yanında bitiyor. Uzanıyorum, ufak bir el hareketiyle tozlandığı belli düğmeyi çeviriyorum. Çevirişin ilhamı ilk çıkan kanaldan hoş bir nâme fışkırmasına sebebiyet veriyor, melodiden eseri tanıyorum; “Benzemez kimse sana…”.

Hamdolsun bu isyanı da kayıpsız atlattık, oysa her sıkıntı bir isyanın hazırlığıdır. Ruhta başlayan bu hazırlık vücudun hastalanması şeklinde bir organik isyana çevrilir. Medet bulduğuma sevinmeyelim. (“..tavrına kurban olayım..”) ya kötü bir şey olsaydı, ya bir beyin sarsıntısı ile hazır döşeğime düşüp bayılsaydım. (“..bakışından süzülen..”) İşte o zaman gerçek sükûtu ve gerçek sessizliği bulurdum: nerde ben de o şans? O kadar hak etseydim çoktan biterdi bu ıstırap. Çaresizlikten, acizlikten, güçsüzlükten ve yetersizliğe dair tüm san’atlardan müşerref benliğim bu kadar güzel bir lütfu ancak son nefeste bulabilir. (“..işvene kurban olayım..”) Şarkı sona eriyor.

Uykuya dair bir kıpırtınız henüz gelmemesi acep nedendir? Nerdeyse ezan-ı Muhammed-iye okunacak, uzun zaman oldu “essalâtu hayrun minen nevm” üzerine düşünmeyeli, onunla hasbi hâl etmeyeli, sorarım size, uyku mu namazdan daha hayırsız, yoksa namaz mı uykudan daha hayırlı? “Daha hayırlı” deniyor, demek az da olsa uykunun bir hayır boyutu var. Az da olsa dünyadan kopuş, günahlardan sıyrılış bir hayır teşkil ediyor, ya “ebedî kopuş”. Ötelere gitmek, edebî istirahat mekânı, orası kim bilir ne kadar hayırlı, yalnızlıktan kurtuluş, mutluluğa savruluş, saadet iklimini ve o bitmeyen lezzeti kaybetmemecesine buluş.. Kanın beynimden uzuvlarıma nüfuz ettiğini hissedebiliyorum, damarlarım tüm gücüyle kanı ayaklarıma ve uyku hissi veren bölgelere götürüyor, bu ne çelişki, bir bedene dahi söz geçiremeyen biri nasıl kendini güçlü görebilir? Vücudum o kadar ağırlaştı, o kadar yüklendi ki kendi içinde eziliyor. Taşıyamıyorum kendimi, sürahiye uzanıp damağımda kalmış çay tortusunu atmak üzere bir bardak suyu bardağa döküyorum, yudumlarken, zihnimden yedi cihana ulaşan hayatın mideme de ulaşmış olmasının getirdiği duygular geçişiyor, duraksıyorum bir sessizlik hâli daha, daha böyle kaç gece geçirebilirim hayal dahi edemiyorum.

(Bir düş sonu olmayan.)

Herkesin, diğer herkese benzemesi beni benliğe dair her şeyden, herkesten uzaklaştırıyor. Ya Rabbi ne olur ıstırabımı hafiflet, Ya Rabbi ne olur gönlüme hücum et, Ya Rabbi ne olur beni bana bırakma ya da beni Sen’siz, beni Nebi’siz, beni sessiz, beni kimsesiz, beni kaybedenlerden, beni düşenlerden, beni “ben” diyenlerden, beni yanlışa meyledenlerden, kine bürünen, şevkati, merhameti, aşkı, sevdayı unutanlardan kılma.

Bu düşüm Sen’le olsun, bu düşüm Sana olsun. Bu düşüm dönüşüm, Sen’in için ölüşüm olsun. N’olur beni yanına al, n’olur beni yanına al, n’olur beni yanı…

(Rüyanın sona erişi.) Sübhâne rabbi yel-a'lâ.
(Bir bitiş perdesi.) Esselamû aleyküm ve rahmatullah.
(Hayatı getiren o nidâ.) …ve minkesselam, tebarekte ya zel celali vel-ikram.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.