Yaz kâtip! Sessiz se(v)dasız...

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

“Allah’ım sen bize o kadar çok şey verdin. Merhamet et de, bir şey daha himmet et; bize sana şükretmesini bilen bir kalp ver”


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 18:36
Oy ver
(3 oy)

Yaz kâtip! Sessiz se(v)dasız...

Namahrem eller dolaşmakta düşlerimde, yazıma düşen her yazgı meçhul düşüncelerde...

Yasadışı sözler, kanundışı sevmeler; susma hakkına sahibim çok konuşuyormuş gibi, konuşma hakkına sahibim susmaya hacet varmış gibi...

Oysa ne güzel şeyler söylemişlerdi hayat hakkında...

Her şeye rağmen diyordu dertleri ciğerlerine çeken adam... Her şeye rağmen diyordu elleri buruş buruş tebessüm eden bir dede... Her şeye rağmen diyordu eski mektupları karıştıran gözü yaşlı bir teyze...

Ardına bir “bazen” düşüyordu kırışmış defterlerden...

Bazen nefes almanın ne mühim olduğunu anlamaktı, bazen bir çiçeğin yeryüzünde ne kadar değerli olduğunun farkına varmaktı, bazen sevene maşuk, sevilene aşık payıydı, bazen acıydı hiç olmadığı, bazen sevinçti hep olduğu kadar... Bazen de yakındı onca uzaklığa, bazen de uzaktı yanı başında olmasına rağmen...

Bazı Babil'di bilmemecesine, bazı Bağdat'tı bilircesine...

Bazı da İstanbul'du; vurulup orta yerinde ölümü de öldürürcesine...

Yârdı, yârandı;
Candı, cânândı;
Bulan, bazen arayan
Bulunan hep aranandı...

...

Dilinden akıyordu ateş, gözü nemli haykırıyordu kâtibe hatip:

Durma, yaz kâtip!

Benzi solmuş cümlelerin duyulmayan ağrılarını, anlatmayla dinmeyecek yazgıların mürekkeple akışını, tarifi olmayan sevdaların üç harfin ardına saklanışını...

Yaz kâtip!
Kardeşkanıyla kızarmış toprakların sessiz feryadını, yüreklere düşmüş acıların gözyaşıyla yıkanışını, asırların kulaklara taşıdığı yorgun hıçkırıkları...

Yaz kâtip!
Mısraların kalın kitaplara seslenişini, kitaplara düşülen notların harflere serzenişini, yüreğe dikili sözlerin acıtan iniltilerini...

Yaz kâtip!

Eğilişi
Dirilişi
Direnişi
Tükenişi

Yakışıklı düşlerin, çirkin bir elle bitirilişini...

...

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.