Buzdan dilekçe

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin." Bakara Sûresi: 2:32.


A+ R A-
Pazar, 14 Ağustos 2011 10:01
Oy ver
(1 Oy)

Buzdan dilekçe

An be an daralıyor güneş ufkunun girdabı. Bir yaprak kopuyor hüzün takviminin dalından. Ve insan kayboluyor batan gün gibi şehri-i istanbulun caddelerine.Gözler bir kubbe arıyor af dileyecek alna. Uzun gecelerin heybesine yükledim gecelerin ağır yükünü. Heybe ağır heybeye yük ağır ve insan yanılmanın seherinde ne kadar sağır.

Yalnız adımların kışa düşen ayak izinde ne çok kıvrımlar var. Her kıvrımda bir dantelin ilmikleri gibi emek ve emekle tükenen bir ömür var. Kar tanelerine ne kadar yabancı bu ayak izleri. Kar yabancı iz yabancı ömür, kıvrımlarında pek acı.

Kar taneleri gibi yavaş yavaş beyaz dilekçeler doluyor hani o malum ömür takviminde. Evet, her kar beyazda değildi. Beyazın üzerine siyah kar taneleri de düşüyordu. Hani erirdi ya kar tıpkı onun gibi İstemeyi veren eritiyordu bir güneşli bahar sabahında siyahları. Matem mehtabın seyrinde güneşler batırıyor. Kar yeniden beyaz yağıyordu.

Yürüyor adım adım katibin kalemi. İzler bırakıyor beyaz mendilin kenarlarına. Her kenar bir değildi elbet, tıpkı her kumaş gibi. Kaliten özündeki mayada. Ekmek olmak istemeyene mayadan ne mana. İçinde eridiğin bir kabın yoksa, buz olsan sıcak elde akıbet ancak ayaklara izde

Kışlar devirmek, kar tanesi olmak. Ve konmak bir alna o beyaz şafakta. Erimek sonsuzluğun güneşinde. Ömrü muhayyel …  Adını yazdırmak kimsenin okumadığı okuyamayacağı kağıtlara.
Hıçkırıkları söyletmek karanlık gecelerin bağrına. Anlatmak belki külü yangını ateşi.  

Sessizlik türküsü söylüyor karanlık gecelerin beyaz gölgesi. Anlaşılmak sanatı incelerden incedir nefesi. Kuş kadar özgür kuş kadar yalnız. Ve üşümek sokak sokak. Adım adım ayaz soluklamak. Kar tanesi çekmek içine soğuk soğuk.

Bu kategorideki diğerleri: « Gönül Nağme-i Aşk »

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.