Haydi Hayra...

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Ey İlahi huzurunda olduğumuzu hissetmek, hoşlandığımız şeylerin yanında olmaktan daha hayırlı olan Sensin! Sen her türlü noksan ve kusurdan münezzehsin. Senden başka ilah yok ki bize eman etsin. Bizi cehennem azabından muhafaza eyle!


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 10:55
Oy ver
(0 oy)

Haydi Hayra...

Hayır, ve hasenat. Belki de farkında olarak ya da olmayarak göz ardı ettiğimiz en önemli görev. Müslüman'ın en güzel, en şık görevi. Belki de kurtuluşumuzun yollarından biri. Bu günlerde hep duyuyorum. Şunun ihtiyacı var, bunun ihtiyacı var, şu insanlar aç, muhtaç, şunun kapısını çalmalıyız. Vs. vs. kim ne kadar önemsiyor acaba. Bende isteyeceğim diyorum kendi kendime.

Sonra durup düşünüyorum ama nasıl? Vay halime! İstemek, ALLAH için istemek ne de zor nefsime. Ben ALLAH'TAN isterken utanıyor muyum? Sağlık, huzur, aş, iş. O zaman ben neden vesile olmayayım bir insanın karnının doymasına, sırtına geçirecek bir hırka bulmasına.

Çokmu vefasızız acaba. Karnımız tok, sırtımız pek. Karnı tok, sırtı pek olmayan o kadar çok insan var ki yeryüzünde. Çok mu vefasızız acaba. İhtiyaç sahiplerini görmezden gelişimiz nasıl açıklanabilir ki. Karnımız tok olduğu için, açın halinden anlamıyor muyuz acaba! Ya yarın biz de aynı duruma düşersek. Nimeti paylaşmak gerkemez mi?

Uzaklarda bir yerlerde birileri var. Kapısının çalınmasını bekleyen, ümitvari gözlerle. Anlayamayız ki. Çünkü biz hiç yalnız kalmadık, çünkü biz hiç aç kalmadık. Yemek beğenmediğimiz zamanlar o kadar çok oldu ki. İki gün arayla soframıza gelen nimete ' yinemi bu yemek' demeyi arsızlık saymadık hiç. Biz hep uyuyoruz, yüreğimizle beraber. Hiç bakmıyoruz etrafımıza, bizim eksiğimiz olmasın da ne olursa olsun demeye başladık sanki. Biz yüreğimizi hep uykuya terk eder olduk. Oysa haberdar olmak zorunda olduğumuz arkadaşlarımız, kardeşlerimiz vardı etrafımız da. Ekmek bekleyen, su bekleyen kardeşlerimiz. Biz kendi zevklerimizi tercih eder olduk galiba.

Oysa ne güzeldi eskiler. Komşusunu aç bırakmayı ar sayan, kardeşinin borcunu, kardeşinin haberi olmadan ödeyen insanlar. Hayrı hayır için yapan güzel insanlar. Nerde Hz. Ebu Bekir'in cömertliğini şiar edinen güzel insanlar, nerde sağ eliyle verirken sol eline duyurmayan insanlar.

Çokmu şey kaybederiz acaba. İhtiyaç sahibinin ihtiyacına ortak olmakla! Bir adet ekmeği ikiye bölmek ne kaybettirir bize. On liramızın iki lirasını vermekle neyi yitiririz. Neleri yitiririz bir insanı doyurunca! Ramazan da oruç tutarız ya! Ne zor gelir değil mi iftarı beklemek. Çünkü açızdır. Oysa uzaklarda bir yerde her gün iftarı beklercesine yaşayan o kadar çok insan var ki? O kadar çok insan var ki sadece bir parça ekmeğe hasret, sadece bir parça ekmek için gözyaşı döken. Biz başımızı rahat yastıklarımıza koyarken, deliksiz uykular arzularken hiç hesap etmedik bir parça ekmek için gözyaşı döken kardeşlerimizi. Biz ne yemek yapsak diye dalarken hiç irkilmedik, yemeksiz evler aklımıza gelince.

Sadece seyrettik. Yetmezdi oysa seyretmek, seyretmek ve "yazık" demek yetmezdi.

Şimdi ramazan ayı geliyor. Gül zamanı. Güldürme zamanı. Paylaşma zamanı, kapımıza hayır için gelenleri, hayırla yollama zamanı. Uzakta bulunan hiç görmediğimiz kardeşlerimize aş yollama zamanı. Gönülden gönüle köprü kurma zamanı. Haydi hayra, haydi paylaşmaya.

Bu kategorideki diğerleri: « Mübarek aylar Tefekkür etmek »

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.