Sevmek! Ama kimi...

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Allahım, bizi saadet, selâmet, Kur'ân ve imân ehlinden eyle.

Âmin.


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 11:06
Oy ver
(0 oy)

Sevmek! Ama kimi...

Yüreğimizin sesi. Yaratılana bahşedilmiş en güzel hediyelerden bir tanesidir sevmek.  Belki de anlatamadığımız, tarif edemediğimiz tek duygudur. İkinci bir adı yoktur sözlük hanemizde. Adına şiirler yazılan, türküler yakılan duygudur sevmek. Sevgi, ruhumuzu kuşatan iksirdir.

Sevmek üzerine yazılmış bazı şarkılar berbatken, bazı şarkılar ve şiirlerde ağlatan türdendir.  Özel bir duygu oluşundandır belki de. Belki de hakkıyla sevemeyen anlatamaz sevgiyi de, sevmeyi de. Herkes layıkıyla anlatamaz bu duyguyu. Hangi söz, ya da hangi şarkı en güzel şekliyle anlatır sevgiyi kim bilir!

Bu yüzden her şarkı güzel olamaz, hitap edemez sevginin evi olan kalbimize.  Kimine göre sevmek demek yüreğin yanması demektir, kimine göre içe akıtılan gözyaşıdır, kimine göre bin parçaya bölünmüş uykunun adıdır, kimine göre karanlık geceye aydınlık veren ışık huzmesidir. Güldüren, ağlatan, kapıları hiç kapanmayan, bitmek tükenmek bilmeyen girift duygu. Bana göre sevginizi hak edene verirseniz adını koyabilirsiniz. Kolayca harcanmaması gereken, başköşeye konulması gereken duygu.
Sevmek güzeldir, sevmek önemlidir, fakat neyi ne kadar ve neyi neden sevdiğimiz de önemlidir.  Belki alçaltan, belki de yükselten tılsım değil midir?  Sevgi'nin de bir kalitesi olmalıdır. Hz. Ali kalbini ALLAH'ın sevgisiyle doldurmuş ve " HER NEREYE BAKSAM ALLAH'I GÖRÜRÜM" diyerek sevgisinin, imanını perçinlediğini göstermiştir...

Yani Hz. Ali'de sevmiştir ama faniliği değil, baki olana YARADANINI sevmiştir. Kalbimizi sevgiyle doldururken, tarafımızdan sevilenin sevgimizi hak edip, etmediği de kontrol edilmelidir. Aksine kalbimizin dizginlerini elimizden kaçırırsak ve kalbimizi hak etmeyen sevgilerle doldurursak o güzel yüreği çöp kutusuna çevirmiş oluruz. Oysa bedenimizde ki en nadide en kırılgan organımız kalbimizdir. Kalbimizi gereksiz sevgilerle doldurmadan, yani yormadan, yani üzmeden yaşamayı öğrenmeliyiz. Zira kalbimiz pes ederse geriye hiçbir şey kalmaz!

Şöyle bir bakıyorum da, herkes bir şeyleri seviyor. Ya da sevmek zorunda. Anlıyorum ki sevgisiz yaşanmaz ya da yaşamdan tat alınmaz. Demek ki sevgi fıtratımız gereği bize sunulmuş bir duygudur. Yeryüzünde hiç kimse ben sevemedim, sevmem diyemez. İnsanları sevmezseniz annenizi babanızı seversiniz, onları sevmeseniz kardeşlerinizi seversiniz, onları da sevmezseniz bir çiçeği seversiniz, onu da sevmezseniz tatlı bir bebeğin gülüşünü severseniz. Yani mutlaka bir şeyleri seversiniz. Bir şeyi sevseniz de, sevmeseniz de, YARATANI seversiniz.

Yaratıcımız, RABBİMİZ. Sevgilerin en büyüğü, en güzeli ona olmalı. Bakınca etrafımıza her şey onun hazinesi altında. "Ne kadar zenginsin ALLAH'IM" diyoruz. İster istemez âşık oluyoruz. Sanatına bakıyoruz hayran kalıyoruz. O kadar ince noktada ki yaratılan her şey. Hayran kalmamak mümkün değil. Gözünüzle gördüğünüz her şey bunun örneğidir. Örneğin herkesin yüzünde iki kaşı, iki gözü var, ama kimse kimseye aynen benzemiyor. Ya da kaşı gözünün altında bir yüz daha yok, gelmemiş yeryüzüne. Hayranlığı artıyor insanın, secde etmenin sevgisi pekişiyor yüreğimizde.

Bunları düşününce insan seviyor RABBİNİ. O zaman kalp güzeller güzeli RABBİMİZ için atmaya başlıyor. Kalp hak ettiği sevgiyi buluyor.
Birini gerçekten tüm yüreğimizle, benliğimizle seveceksek bu rabbimiz olmalıdır. Çünkü Rabbimiz insanoğluna değer vermiş ve yeryüzünde görebildiğimiz her şeyi insanoğluna hizmet etmesi için yaratmıştır. Güneş, ay, etinden, sütünden yararlandığımız hayvanlar, kısaca her şey bize hizmet ediyor. Bize bu kadar hediye bahşeden Rabbimize sevginin en güzelini en alasını duymasak kalbimiz ne işe yarar ki!

Rabbimiz için atmalıdır kalbimiz, onun adı anılınca titremelidir elimiz, ayağımız. Rabbimizi sevmenin yolu onu tanımaktan geçer. Onu hakkıyla bilmeli ve tanımalıyız. Ki baktığımız her yerde onun sanat eserleri vardır zaten, biz kendimiz de ALLAH'IN birer sanat eseri değil miyiz? O halde Rabbimizi hiçbir şekilde unutmaya imkân vermeyeceğiz. Buda onu sevmekle olur. Onun sevgisini kalbimize yerleştirmekle olur. Tefekkür sevgiyi, sevgi şükrü, şükür secdeyi getirir. Yani Allah için atılan her adım beraberinde yeni bir kazanç getirir. O kazançlarda yarın ahirette daha tatlı kazançlar olarak çıkacaktır karşımıza.

İllaki birilerini sevmemiz gerekir. Bu hem kalbin hakkıdır, hem de kalbi tatmin etmenin yoludur.  Sevmek kalbin baharıdır. Ama sevgimizi dağıtırken etrafımıza kimleri sevdiğimizi de göz ardı etmemeliyiz. Günümüze bakınca insanlar o kadar yanlış sevgilere yönelmiş ki. Geçici zevkler gibi, geçici sevgilerin de peşine takılmış gidiyorlar. Yazık, sevgiyi demi boşa harcar olduk.

Hadi uyanalım. Bize hayat veren RABBİMİZ de arayalım sevgiyi. Seviyoruz ya da seviliyoruz dediğimiz herkes yarın bırakıp bizi gitmeyecekler mi, onlar da kabir kapısına kadar arkadaşlık etmeyecekler mi. O halde varlığı BAKİ olan rabbimize adayalım yüreğimizi, yarın bizi terk edecek fani lere değil!

İnsan sevince mutlu oluyor. İnsan birini sevdimi, dikenlere bassa da farketmiyor. İnsan sevince gözü sadece sevdiğine yöneliyor. İnsan sevince sevdiğine adıyor sadece benliğini, hayatını. İnsan sevince sevdiğinin peşinden gidiyor, gittiği her yere. Sevdiğinin baktığı yerlere bakıyor, sevdiğinin kokladığı güllerden kokluyor insan sevince. İnsan sevince sevdiğinin sevdiği herkesi seviyor. Yani insan Allah'ı sevince, peygamberlerini de seviyor, O'na yolunu adayanları da seviyor ve o yola çeviriyor bedenini de, ruhunu da.

Hiçbir sevgi ALLAH sevgisiyle bir tutulamaz. Hiçbir kalp Allah sevgisinden mahrum yaşayamaz. Aksine kararır, körelir, gideceği istikameti şaşırır. Ve bilinmezlerde boğulurcasına çabalar durur. Oysa Allah sevgisiyle dolu olan kalp hayattan lezzet alır, bu dünyayı da sever, Ahireti de. Yaşamayı da sever, ölümü de.
Hak aşığı Yunus EMRE ne güzel anlatmıştır, cennetlerden geçtiğini ve hakka olan sevgisinin her şeyin üstünde olduğunu;

Cennet Cennet dedikleri,
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni...

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.