"Battı balık yan gider" Öyle mi ?

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

“Allah’ım sen bize o kadar çok şey verdin. Merhamet et de, bir şey daha himmet et; bize sana şükretmesini bilen bir kalp ver”


A+ R A-
Salı, 25 Ocak 2011 18:56
Oy ver
(5 oy)

"Battı balık yan gider" Öyle mi ?

İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir(ümitsizlik).

Ümitsizlik bireylerin ve toplumların en dehşetli hastalığı olarak devam edegelmektedir.  Ümitsizlik her kemalatın manisi, korkaklık ve miskinliğin misali, üretkenliğin, verimin ve bereketin bitişi, zulmet ve karanlıkların bitmezi, kalb ve ruh sıkıntılarının menbaı, aklın kesafeti, gerileyişin en açık adı, hayatın hayatını alan büyük illet ve bataklıktır.

İnançların zorlandığı ve zaafiyete düştüğü, umutların sınandığı, hayallerin inkısara uğradığı, emellerin tükendiği ve bunlarla beraber Allah’ın unutulduğu andır ümitsizlik. Unutulur Rahman; unutulur dua; unutulur sevda; unutulur biter hayaller ve umutlar ve hatta kendini bile unutur insan. Yokuşlara yönelir çıkmaz sokaklara yürür bataklıklarda nefes arar. Bitmiştir artık herşey, artık karanlık ve zulmettir bakılan her nokta. Işıksız, nursuz ve nefessizdir kaçılan her yer. Akıl, kalp, ruh ve vicdanın esaretinde bir nokta-i istinada(dayanak noktası) muhtaçtır insan ekmek, su gibi.

“Sorunlar kurşundan bir yük olur sırtında insanın, boğazı düğümlenir gözü döner. İşte kaçmak vaktidir… İnsan herşeyin üstünü örtüp uzaklaşmak ister. Oysa bilmez ki sırtını döndüğü her sorun aslında görmediği taraftan gelen bir darbedir. Her darbe insanı daha çok çeker içine görmezlikten gelindiğini belli etmek istercesine. Gözünü kapatan sadece kendine gece yapar. Güneş ziya dağıtmaktadır isteyene. Dönüp gitmek sadece kaçmaktır. Oysa derdin rüzgârı kimseyi bırakacak değildir”


“Doğruya giden yollar tükendiğinde bir bir, yorgunluk ve yılgınlıkla zorlanır yürekler. Ümit giderek tükenmekte ve bir çıkış bir ferah nefes arzu etmekte yürekler. Oysa ferahlamak isteyen gönüller yolun doğruluktan geçtiğini unutur çoğu zaman. Hakka adalete dönüp sırtını kaçar gibi uzaklaşır doğruluktan. Bir anlık mutluluğun esiri olur insan. Ardından koşar dünyanın. Mutluluğu yakaladığı an farkı kalmaz seraptan. Peki gerçek mutluluk hangisi ? Sırtını dönüp kaçmak mı doğruluktan kalıp savaşmak mı her an ?”


Şimdi bu kanser gibi yayılıp çevreleyen illetten kurtulma çaresini aramak ve sormak vaktidir. Elbette böylesine dehşetli bir hastalığın reçetesini sormalı ve ekmek su gibi lazım olan ilaçlarını bu yaramıza sürüp hayatımızı hayatlandırmalıyız. Evet, hayat bahşeden reçetelerimiz Kuran’da ve asrın doktorlarınca yazılmış bize sunulmuştur. Bize sadece bunları dikkatlice okumak,  anlamak ve hayatımıza geçirmek kalıyor.


- Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. (Yusuf, 87)


- İnsanlara bir nimet, bir bolluk tattırdığımızda onunla sevinip şımarırlar. Şayet kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen ümitsizliğe düşerler. (Rum, 36)


"Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (Arâf, 156)


“De ki, Ey nefislerini israf etmiş (nefisleri aleyhine haddi aşmış) kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak, Allah bütün günahları affeder. Şüphesiz. O Ğafur ve Rahîmdir.” ( Zümer Sûresi, 53)


"Madem bu derece bu hastalık bize bu zulmü etmiş, bizi öldürüyor. Biz de o kàtilimizden kısasımızı alıp öldüreceğiz.


لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ (Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.)kılıcıyla o yeisin başını parçalayacağız.


كُلُّهُ لاَيُتْرَكُ كُلُّهُ يُدْرَكُ مَالاَ (Bir şey tamamen elde edilmezse de tamamen terkedilmemeli.) hadisinin hakikatiyle belini kıracağız inşaallah."


“Eğer bir dayanak noktası bulsam dünyayı yerinden oynatırım.” hakikati gibi insana güç veren başlıca şey, dayanak noktalarıdır. Öyleyse dayanak noktalarımıza dikkat etmeliyiz. En büyük, en güçlü, en metin, en kuvvetli, sarsılmaz, çürümez, kaybolmaz, zarar görmez, eksilmez, bitmez, tükenmez bir nokta-i istinad hiç şüphesiz herşeye Kadir bir kudrete Malik olana inançtır, imandır, duadır.


İşte Lailaheillallah ta şöyle bir müjde var ki:

Hadsiz hâcâta müptelâ, nihayetsiz a'dânın hücumuna hedef olan ruh-u insanî şu kelimede öyle bir nokta-i istimdad bulur ki, bütün hâcâtını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını ona açar. Ve öyle bir nokta-i istinad bulur ki, bütün a'dâsının şerrinden emin edecek bir kudret-i mutlakanın sahibi olan kendi Mâbudunu ve Hâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, mâliki kim olduğunu irâe eder. Ve o irâe ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süruru temin eder.


İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikâtından kurtulabilir. Allah'a tevekkül ettim. ( Hûd Sûresi: 56.) der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyrân eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emânet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder, sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker.

Demek, İmân tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder.
YOL HARİTASI

Gelin şimdi bu hayat yolculuğundaki çalışma tempomuzun etkinliğini artıracak gayret mekanizmalarımıza can verecek yol haritamızı çizelim.


Hayatı başından sonuna kadar bir aksiyon olan Bediüzzaman Said Nursi bu mücadeleyi “Zindan-ı atâlete(tembellik zindanına) düştüğümüzün sebebi nedir?” sorusuna verdiği cevabıyla tasvir etmiş,  şu sözleri söylemiş ve yaşamıştır :


Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir(Bineğidir). İşte, himmetiniz  şevke binip mübareze-i hayat(Hayat mücâdelesi) meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd(Şiddetli düşman) olan yeis (Ümitsizlik) rast gelir. Kuvve-i mâneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı “Ümidinizi kesmeyin” kılıncını istimal ediniz(kullanınız).


Sonra müzahemetsiz(zahmetsiz) olan hakkın hizmetinin yerini zapteden(tutan) meylü’t-tefevvuk(Üstün gelme arzusu) istibdadı hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz “Allah için olunuz” hakikatini o düşmana gönderiniz.



Sonra da ilel-i müteselsiledeki(Birbirine bağlı olan sebeplerdeki) terettübü(sırayı) atlamakla müşevveş eden(Karmakarışık eden) acûliyet(çok acelecilik, sabırsızlık) çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz, “Sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın” âyetini siper ediniz.



Sonra da, medenî-i bittab(Yaratılış îtibâriyle medenî) olduğundan ebnâ-yı cinsinin(Aynı cinsten olanların) hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın âmâlini(Arzularını, isteklerini) dağıtan fikr-i infiradî(Ferdiyetçilik fikri, düşüncesi) ve tasavvur-u şahsî(Şahsî düşünce) karşı çıkar. Siz de, “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır” olan mücahid-i âlî-himmeti(Yüksek gayret sahibi mücâhidi) mübarezesine(mücâdeleye) çıkarınız.



Sonra, başkasının tekâsülünden(Tenbelliğinden) görenek fırsat bulup, hücum edip belini kırar. Siz de, “Tevekkül etmek isteyenler Allah’a güvensinler (başkalarına değil)” olan hısn-ı hasîni(Çok sağlam kaleyi) himmete melce(Sığınak)ediniz.



Sonra da acz ve nefsin îtimatsızlığından neş’et eden ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de, “Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez” olan hakikat-i şâhikayı(Yüksek hakîkatı) üzerine çıkarınız. Tâ, o düşmanın eli o himmetin dâmenine(Eteğine) yetişmesin.


Sonra, Allah’ın vazifesine müdahale eden dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de, “Emrolunduğun gibi dos doğru ol” “Efendine âmirlik taslama” olan kâr-âşina(İşini bilen, İşten anlayan) ve vazifeşinas(Vazifesini bilen) olan hakikati gönderiniz. Tâ onun haddini bildirsin.



Sonra, umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meylü’r-rahat(Rahata meyletmek) geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-ı sefalete atar. Siz de, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” olan mücâhid-i âlicenabı(Yüksek gayret sahibi mücâhidi) o cellâd-ı sehhara(Büyüleyici cellada) gönderiniz.



Evet, size meşakkatte büyük rahat var. Zira, fıtratı müteheyyic(Coşkun, heyecanlı) olan insanın rahatı yalnız sa’y (Çalışmak) ve cidaldedir.

SAİD NURSİ (MÜNAZARAT)
Kendin olabilmek


“Kendi kalbine bakmayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.” (Carl SUNG)


" Seni diğerlerinden farksız yapmaya tüm gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez. "(Edward Estlin Cummings)


“Kendi olarak kalmayı plânlayanlar, bütün arzularıyla, istekleriyle, kalpleriyle, vicdanlarıyla, hareket ve düşünceleriyle onu istemelidirler; zira var olmak için bütünüyle insan özünün gerilimde olması şarttır.. evet, önce var olmak, sonra da varlığın devamı insandan kol ister, kanat ister, kalb ister, kafa ister. Bizler, yarınki varlığımız için şimdiden kalb ve kafalarımızı fedâ etmezsek, başkaları, hem de bize hiçbir yararı olmadığı bir zemin ve zamanda gözümüzün içine baka baka onları bizden isteyebilir.


Kendimiz olmak, kendi isteklerimizi âlemin arzu ve istekleri hâline getirmek; sonra da umum varlık içinde kendimize bir hareket mecrâsı bulmak ve kâinâttaki umûmî cereyanlar içinde kendi mecrâmızda kendimiz olarak akmak; yani bir taraftan bütün varlıkla bütünleşirken, diğer yandan da kendi öz çizgimizi korumak; işte İslâmî aksiyon ve düşüncenin en belirgin yanlarından biri!. Kendi âlemi itibarıyla umûmi varlıkla irtibatlanamayan, kâinâtla olan alâkalarını duymayan; ferdî ve cüz'î isteklerine bağlanıp âlemşümul gerçeklere karşı kapalı kalan kimse, kendini bütün varlıktan koparır, tecrit eder ve egoizmin öldürücü mahbesine atar.” (M.F.G.)
EL-EMEL


Bütün kuvvetimizle irademizi toplayıp aklımızı kalbin eline verip ruhumuzun ulviyetini muhafaza ederek vicdanımızı daima uyanık tutmakla el-emel ipine sıkıca sarılmalı ve yükselmeliyiz.


“Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur.” Sözü derince düşünüldüğünde hayatımıza kattıklarımızın katamadıklarımızın katmamız gerekenler ve kaybettiklerimizin hesabını yapmalı insan. Yaşadığımız her bir seneden her güne her saate kadar bize verilen sermayenin eriyip gittiğinin şuurunda olmalı insan. Yine her seneden her güne her saate kadar muhasebesini yapmalı doğru terazilerle tartmalı geçirilen zamanları. Önce nazarını kendine yönlendirmeli, sürekli nefis muhasebesi ile zihnini ve duygularını kesrete dağıtmadan, kendini malayaniyattan uzak tutarak ömür dakikalarının şükrünü eda etmeye çalışmalı. Değilse Niyazi-i Mısri’nin dediği gibi :


Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere,
Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber


“Bir günü bir gününe eşit olan ziyandadır.” Hadisini düstur edinmeli  “Sen kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni kendisiyle meşgul eder.” (İmam-ı Şafii) ihtarını unutmamalıyız.


Büyük kıymetler içinde kıymetsizliğe düşmeyelim.  Evet, bize verilmiş sermayelerin ne kadar kıymet biçilemez olduğunun farkında olalım. Aklımız, hissiyatımız, azalarımız ve zamanımız bizi insan-ı kamile ahsen-i takvime ulaştıracak sermayelerdir. Derya varken su birikintileriyle uğraşma gafletine düşmeyelim.


Evet , “En kıymetdar âletleri en kıymetsiz şeylerde sarfedip nefsine zulmettin!”


Gaye-i hayal olmazsa


“Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler”. Yani insanın ideal ve hedefleri olmazsa ya da asıl amaçlarını, yaratılışını yahut nefsini unutsa kendisiyle meşgul olmaya başlar, enaniyeti(benlik) şişer. Bir amaç olmazsa insan basit şeylerin peşinde sürüklenip gitmeye mecburdur. Artık bütün dünyası hayvaniyete iner. Tüm çabası kendi hevesatını tatmin yolunda olacaktır. Kendisini seven, beğenen, kendi nefsinin kulu olmuş sürekli “ben, ben, ben …” diyen “ben” den başkasını tanımayan ve bilmeyen, bencil, dünyaperest, zevke müptela bir vahşet bir müthiş cehalet ve gaflet çıkar karşımıza.


Öyleyse hevamızın ve bencilliğimizin arkasında koşturulmak istemiyorsak gayemizin ve idealimizin peşinde koşmalıyız. Evet, bir gaye-i hayali olmalı insanın. Öyle bir gaye ki zihninin her köşesinde, kalbinin çarpmalarında, duygularının dilinde olmalı. Uyanık tutmalı, hayallerine hayal katmalı, çalışmalarına aşk vermeli,  hep dualarda olmalı. Bu takdirde ne gaflet ne nisyan ne bencillik insana yol bulup gelebililecektir.


Tefekkür gafleti izale eder


Düşünmek, her insanın doğasında olan birşeyse de biz bunu ya çoğu zaman kullanmayız ya kullanmayı bilmeyiz veya düşünmeye vaktimiz olmaz ya da düşünmek istemeyiz. Hâlbuki herkes iyice bilmelidir ki herşey düşünmekle başlar. Düşlemekle başlar. Akletmekle, fikretmekle, yorumlamakla, sorgulamakla, hayal etmekle birşeyleri başlatabilirsiniz; belki büyük neticelere kapılar aralayabilirsiniz. Bugün maddi manevi büyük neticeler veren kurum ve müesselerin oluşumuna bakılacak olursa belki ufak bir düşünce bir hayal ve bir kişiyle başladığına şahit olacağız ve olduk.


Peki ya Kuran'da defalarca söylenilen أَفَلاَ تَعْقِلُونَ , Hiç akletmez misiniz أَفَلاَ تَتَفَكَّرُون ,  Hiç tefekkür etmez misiniz ?   أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ  Hiç düşünmez misiniz ? ayetlerini düşündük mü ?


Evet, İ'lem eyyühe'l-aziz! Tefekkür gafleti izale eder. Dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor.


Düşünmeye bir vakit ayırın ve önce Düşünmeyi bir düşünün derim …


Zahmetsiz rahmet olmaz


وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى


“Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.” (NECM suresi:  39)


Evet, herkes ancak çalıştığının karşılığını bulabilir. Ektiklerimizin meyvesini alabiliriz ancak. Çektiklerimizin mükâfatını görebiliriz ancak. Bedelini ödediğimiz şeyleri elde edebiliriz. Hakkını verdiğimiz şeyleri kazanabiliriz sadece. Hiçbir şey ucuz değil ve ucuz kazanılmıyor. Denildiği gibi “Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.” (La FONTAINE) Öyleyse, elde etmek istediğimiz her ne ise ona göre çalışmalı, bedeli ne ise ödemeliyiz ki elde edebilelim; değilse “armut piş ağzıma düş” dersek daha çok bekleriz.


Evet, zahmetsiz rahmet olmaz. Her zahmet bir rahmet barındırır. Elbet sıkıntısını çektiğimiz şeylerin meyvesini alacağız. Bu gözlükle bakılırsa her zorluk ve engellerinde bizim için büyük fırsat olduğu anlaşılır. Yani eğer başımıza gelen zorluklara sabredebilirsek büyük neticeler elde etmiş olacağız. Kısacık fani ömrümüzü böyle zorlukları aşarak meyvedar bir hale getirmezsek başka niye yaşayalım sizce … ?


“Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.” (Lem’alar)


Herkes Anlayacak Ki; Arı Sabrı Olmadan BAL Yapılamaz. Ve Yine Herkes Anlayacak Ki; DERDİ BAL OLANIN, SABRI DAĞ OLACAK! (Cemil PASLI)



“Battı balık yan gider” hesabı şeytanın kocaman bir üfürüğü sadece


“Battı balık yan gider.” “Yapacak daha bir şey yok.”  “Saldım çayıra mevlam gayıra.” “Artık ben iflah olmam.” “Bitmez bu iş.” “Yapsam ne olur yapmasam ne olur.” “Neme lazım ya.” “Kaybedecek birşeyim yok” gibi şeytanın süslü püslü güzel mi güzel bal gibi ama zehirli sözleri vardır birde. Şeytan önce ümitsizlik üfürür sonrada güya çıkış yolu gösterir. Görünüşte çözüm gibi gözükse de neticesi felaket olan tuzaklardır aslında.


Biz de doğamız gereği hata yaparız günah işleriz ihmal ederiz. Hatta işin şiddetini artırır dozunu kaçırabilir birkez daha birkez daha hatalar yapabiliriz ve nihayet dönülmez akşamın ufkundayızdır artık. Yani öyle düşünür, öyle vehmeder asılsız kuruntulara kapılır panik yaparız. Artık kurtuluşun olmadığını, yapamayacağını, başaramayacağını, kendini kandırdığını tevehhüm eder insan. Sonra kendini bırakır ve ümitsizliklere yelken açar. Hem de bu gidiş nereye diye sormadan…


Oysa bilinmeli ki yapılan, işi yokuşa sürmekten başka bir şey değildir. Meseleyi iyice zorlaştırırız sadece. Gözlerimize duvar öreriz. Belkide çok basit olan bir şey, artık bizim için çözülmezdir. Bir taş parçası olan bir şey, artık gözümüzde bir dağ gibidir. Karanlık yollarda nur görmeye çalışır mayın tarlalarında gül arar hep çıkmaz sokakları buluruz. Ah insan bu çıkmaza girmeye görsün..!


Madem durum bundan ibarettir. Bu tuzağa karşı uyanık olmalıyız. Şeytanın hileleri zayıftır. Az bir basiret şeytanın planlarını alt-üst eder. Kendimizi şeytanın maskarası ve oyuncağı haline getirmeyelim. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi zararın neresinden dönsek de kardır ve hala yapabileceğimiz birşeyler vardır ve olmalı ! Kaybedecek çok şeyimiz olduğu gibi kazanmamız gereken de çok şey var.


Çaresizseniz çare sizsiniz sözü eksik


Cemil Paslı der ki :


“Çaresizseniz çare sizsiniz” sözü eksiktir. Bazı olaylar, durumlar, problemler, musibetler yardım almamızı, profesyonel desteğe başvurmamızı, istişare etmemizi gerektirir. NLP yoluyla sürekli insanın kendisine yapılan atıflar olaylar karşısında çağımız insanını yalnız ve çaresiz bırakmıştır. Oysa insan aile-cemaat-cemiyet-millet gibi toplulukların bir üyesi olarak yaşamak ve onlardan destek almak zorundadır.


Osmanlı’nın son dönemlerinde,  herşey kötüye gidiyor olmasına rağmen o hep ümitvardı. Hep azimliydi, hep aynı şeyleri söyledi, değişmedi, karamsar olmadı, eğilmedi bükülmedi … sadece inandı ..! Söz senin Ey Akif ruhun şad olsun :


Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Evlâdına sağlam bir emel mâyesi aşıla,
Allah(c.c.)'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

1 Yorum

  • Yorum Bağlantısı Halil Pazartesi, 05 Eylül 2011 20:59 yazan Halil

    Ümidini yitiren geleceğini yitirmiştir artık. güzel bir yazı Allah razı olsun. ümüt var olmak, pozitif düşünceye sahip olmak çok önemli bir husus.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.