Objektivite zemini olarak vicdan hakikati

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin." Bakara Sûresi: 2:32.


A+ R A-
Pazartesi, 01 Ağustos 2011 09:01
Oy ver
(3 oy)

Objektivite zemini olarak vicdan hakikati

Cenab-ı Hakk, insanı kainatın bir minyatürü, kainatı da insanın büyük bir modeli olarak yaratmıştır. Bu halde insan mânâ ve câmîyeti itibariyle diğer mahlukattan daha başka bir konuma sahiptir şu kainatta. Mesnevi-i Nuriyede kalbin mülk cihetiyle insana mazruf olup ufak bir et parçası olmasına karşılık, melekût cihetiyle zarf olup kainatı kaplayacak kadar büyük olduğu belirtilmektedir (Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, s.91).

Bunun bir manası da şudur ki; her insan ayri bir kainattır. Risale-i Nurlarda bu hakikat başka temsillerle de ifade edilmiş ve az sonra belirtilecek iki kavram üzerine de hassasiyetle durulmuştur. Temsillerden birisi de her insan büyük bir şehiri ellerindeki aynaları vasıtasıyla görebilir ve herkes kendi aynası uzerinden o şehir ile etkileşimde bulunabilir (Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, s.118). Bu ise "enfusi" ve "afaki" diye adlandırabilecegimiz, insanın iç ve dış dünyası diye tabir edebileceğimiz iki muhim kavramın altını çizer.

Afaki alem kainattır ve her insanin enfusi alemi de birer kainat kadar geniştir. Ve insanın gerçek dunyası da bu enfusi dunyadır. Zira insanın afaki dunyadan kurtulması mümkün olsa bile enfusi dünyadan kurtulması mümkün değildir. Bu bağlamda afakta ne varsa insan onu algılarken enfüse tercüme eder ve öyle alır. Yalnız şunu unutmamalı ki enfüse dönüştürücüler insandan insana farklılık arzetmektedir (bunun sebebi de uzun bir psikanaliz temelini olusturduğu için bu meseleyi başka vakte talikan gecelim). Bu farklılık soyut/ mücerred manalarda çok buyük olduğu gibi en basitinden somut  kavramlarda ve objelerde dahi küçümsenemez. Meyve kavramı kiminin aleminde elma ile temsil edilir, kiminin aleminde de muz ile. Elma deyince kimi sarı bir elmayı, kimi de kırmızı bir elmayı akla getirir. Kimine gore doğru başkadır, kimine gore bambaşkadır. Velhasıl, her insanın enfüs alemi farklı dillere sahiptir.

Peki bunca farklilıklarla dolu alemlere sahip olduğumuz halde nasıl anlaşabiliyoruz? Biz insanların evrensel bir dili yok mu? İlahi beyan her insana ayrı hitap etmesi mahfuz, ortak bir şeriata davetini hangi ortak anlayış üzerine bina edebiliriz? Mutlak objektif kavramlar olmazsa teklif hangi zemine oturtulabilir?

Bu soruların cevabını yine Mesnevi-i Nuriyeden "Vicdan Hakikatı" kavramı etrafında yapılacak araştırmalar ile verebiliriz. Zira Cenab-i Hakk, insanı da kainatin icinde o kainata uyumlu olabilme potansiyelinde yaratmıştır. Nasıl ki insan harici hiçbir mahlukat kainatın düzenini bozmuyor, sanki hepsi ayni dili konusuyor gibi müthiş bir harmoni içinde hareket ediyorlar, işte insana dahi o mana, o ortak dil potansiyel olarak verilmiştir. Biz bu dile var olma, bulma, bulunma gibi kavramlarla aynı kokten gelen "vicdan" diyoruz. Vicdanın objektivite mekanizması da yine Mesnevi-i  Nuriye'de açıklanırken, vicdandaki nokta-i istinad ve nokta-i istimdat gibi dayanak noktasi ve destek alma noktası kavramları öne sürülüyor.

“Mevhum birşey hakikat-i hariciyeye mebde' olamaz. Fıtrat ve vicdanda nokta-i istinadla nokta-i istimdad, iki hakikat-ı zaruriyedir. Hilkatin safveti ve en mükerremi olan ruh-u beşer, o iki nokta olmazsa en süfli, en berbat bir mahlük olur. Halbuki, kainattaki hikmet ve nizam ve kemal bu ihtimali reddeder. “ (Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, s.215)

Postülaya gore (veya aksiyom diyelim) bu iki noktayı bulan sadece ve sadece tek bir hakikat vardir. O da kainatin uyum ve harmonisini de içine alan ilahi hakikattir. Bir ağacın her hücresinde o ağacın aynı DNA sının bulunması gibi, tek çekirdekten çıkan kainat ağacının da her cüzünde ve her meyvesinde bu DNA misüllü bir mekanizma vardır. Bunun insandaki karşılığına da vicdan diyebiliriz.

Dünya üzerinde bir çok düşünce ve inanç sistemi mevcuttur. Bunlardan birçoğu kendi aksiyomatiği içinde tutarlı da olabilir. Mutlak bir objektivitenin varlığını reddetmek, İslamın da diğer düşünce ve inanç sistemleri gibi dışa karşı ispatlanamaz olduğu zehabına yol açabilecek kadar tehlikelidir. Halbuki İman hakikatleri mutlak doğrudur, Allahın varlığı insanın kendi varlığından daha kesin ve kat'idir. Peki bunları neye dayandırıyoruz? Bir putperestin kendi inancına akli gerekçeler getiremeyeceğini mi düşünüyoruz? Veya bir sofestainin kainat hakkında edecek hiç mi kelamı yok?

Düşünce sistemleri vicdandaki nokta-i istinadı tatmin, inanç sistemleri de vicdandaki nokta-i istimdadı tatmin üzerine ortaya çıkmıştır. Çünkü bir insan, varolma sebebine ve yaptığı işe dayanak aramak zorundadır. Ayrıca fıtraten aciz olan insan, yine bir merciden istimdad etmek, meded beklemek zorundadır. İşte herşeyin bir hakikatı olduğu gibi insandaki bu fıtratın dahi bir hakikatı vardır. O da nokta-i istimdadı nokta-i istinad ile birleştirmektir. Bu birleşimin yapılamadığı bütün sistemler batıldır. Böylelikle bir düşünce veya inanç sisteminin iç tutarlı olması onun hakikat olduğunun isbatına kafi gelmez. İç tutarlılık gerekli bir şart olduğu gibi, sistemin aynı zamanda insanın varoluş hakikatı olan ve insanı kainatın harmonisine dahil eden vicdan ile de rezonans yapabilmesi lazımdır. Kur'anın ve onun bir nevi tefsiri olan Risale-i Nurun getirdiği delillerin de sadece akla hitab edip insanı aklen yanıltabilecek bir hususiyete sahip olmayıp, kuşatıcı diye tabir edebileceğimiz ve “işte her açıdan tam da böyle olması gerekir” dedirtecek türden olması da insandaki bunu algılayacak vicdan mekanizmasının ehemmiyetini anlatmaya yeter zannedersem.

O halde insanın vazifesi ve insana yapılan teklif kısaca hakikatini bulması, kainatın harmonisini bozmaması veya eğer iradesiz bir abd olarak yaratılmış olsaydı, Sanii onu hangi hayat tarzı üzerine yaratırdı onu bulması ve iradesini o istikamet üzere sarfetmesidir. Kendi başına vicdanın gereklerini duyamayacak insanların bu manayı anlayabilmesi için de insana bir nevi kopya verilmiş ve denmiş ki, iman-ı billah, ibadetullah, marifetullah ve muhabbetullah esastır. Namaz kılarsan, zekat verirsen ve sair ibadatı yaparsan kainatın düzenini bozmassın denilmiş. (İsterseniz "her insan islam fitrati uzerine doğar" hadisini alın ve bu söylediklerimi bu hadise açıklama sayın)


Referans:
[1] Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye
[2] Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar

Bu kategorideki diğerleri: « "Battı balık yan gider" Öyle mi ?

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.