Yalnızca hakikat, adamım!

Dertli Sineler

DUA DUA ELLER KARINCALANMIŞ

Allahım,

Senin rahmetine ve onun (a.s.m.) şânına yakışır şekilde, ona ve âline salât ve selâm eyle.

Amin.


A+ R A-
Çarşamba, 19 Ocak 2011 22:44
Oy ver
(1 Oy)

Yalnızca hakikat, adamım!

Hakk, sabit ve doğru, tamamen gerçek, meşru, adalet, fıtrata yaratılışa uygunluk, din, islam, kıyamet, geleceğinde şüphe olmayan, güç , sahiplik gibi manaları kapsayan  dünya ve ahiret yaşamımızın ve insaniyetimizin her köşesinde bulunan çok geniş bir kavram. Ezelden ebede kadar hak tecelli etmiştir, ediyor ve edecek. Çünkü herşeyi hakkıyla yaratan ve herşeyi hakkıyla bilen ve tasarrufunda bulunduran ve herşey üzerinde hak sahibi olan varlığı hak vaadi hak kelamı hak elçisi hak ve tüm icraatları hak olan bütün hakların sahibi bir "El-Hak" var. Görülüyor ki Allah'ın isimlerinden biri olan "El-Hak" her dairede her an işliyor.

Vee insan ... Allah'ın isimlerine ayna olan olabilen insan ...

Peki Hak ismi bizim insaniyetimizde, yaşamımızda ne kadar işliyor ? Yaptığımız her hareket, söylediğimiz her söz, düşündüğümüz herşey, kalbimizden geçenler, kalbimize ve beynimize doldurduklarımız Hakkın neresinde ? İnsafın, adaletin, doğruluğun, gerçeğin, hikmetin, yaratılışın neresinde ?

Evet, nefsimizin ve enaniyetimizin gölgesindeki bütün harekatımız hiçbir zaman Hakka vasıl olamayacak ve güneş gibi parlak hakikatleri perdeleme ve kendimizi kandırma çabasından öte gitmeyecektir. Oysa hakikat güneş gibidir üflemekle sönmez, gözünü kapayan ancak kendine gece yapar. Oysa gerçek, insan bakışıyla değişmeyecek kadar sağlam, ne kadar değiştirilmeye çalışılsa o kadar beyhude uğraştır. Oysa "Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?" (Ali İmran Suresi, 71)

Peki Hakkı nasıl okumalı ki nasıl Hakka müteveccih olmalı ?

Hak ölçülerini Allahın ayetlerinde, bu bağlamda kitab-ı kebir-i kainat dediğimiz kainat kitabında görünen esma-i ilahiyede ve küçültülmüş dünya olan insanda yani kendimizde görebilir ve anlayabiliriz. "İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz." (Bakara Suresi, 252). Şu durumda biz Allah'ı tanımaya çalışarak, onu isimleriyle bilmeye gayret ederek ve tecellilerini hem kainatta hem de kendimizde görerek ve tefekkür ederek idrakine varmak içselleştirmek ve bunlarla bir yaşam tarzı oluşturmak bizi Hakka mütevveccih kılar. Evet "Allah'ın boyası... Allah(ın boyasın)dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca) O'na kulluk edenleriz." (Bakara Suresi, 138)

Fıtratın şehadeti sadıkadır. Fıtratta yalan yoktur, ne dediyse doğrudur. İnsan önce kendi yaratılışını okur, anlar, o meyil ve eğilimler doğrultusunda hareket ederse şüphesiz yaratılışına muvafık hareket etmiş olur ki buda dosdoğru bir yaşam çizer. Mesela insandaki aşk-ı beka hissiyatı ; insandaki ebedi kalma arzusu. Her insan bunu kendinde hisseder. Çünkü biz fıtraten ebediyete aşık yaratılmışız ki bu fani alemden ebede gideceğiz ve hiçbir şekilde bu fani dünyanının faniliklerine bile razı olamıyoruz. İşte bu fıtri duygu, bizi ömrümüzü ebedileştirecek amellere iter. Fani, kısacık, bitiveren, ebede ait olmayan şeylerden hep kalben yara alıp müştakı olduğumuz ebediyetleri terennüm ederiz. Yine insan cemale müştak güzelliklere aşık iken dünya güzellikleri onu tatmin etmeyip ebedi ve sermedi güzellikleri arattırıp tüm güzelliklerin sahibi ve kaynağını ona arattırıp bulduruyor. İşte yaratılışımızın bizi hakka yönelten numunelerinden birkaçı. Ah insan kendini okuyabilse, bilebilse, tanıyabilse ...

Ayetler ve kainat pencereleri ise yine bize bambaşka güzel dünyalar sunuyor. Mesela أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ O herşeyi en güzel şekilde yarattı. (Secde Sûresi: 7)ayetini idrak edip içselleştirdiğimizde etrafımızda olup bitenlerin ve yaşamımızla ilgili olan herşeye karşı çok farklı bir bakış açısı kazanıp dünyamız adeta gülistana dönecektir. Evet bu ayetin gözlüğünden bakan görür ki :

Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakiki bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki herşey, her hâdise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir; veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hâdiseler var ki, zâhiri çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var. Ezcümle:

Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında, nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebâtâtın tebessümleri saklanmış. Ve güz mevsiminin haşin tahribâtı, hazin firâk perdeleri arkasında, tecelliyât-ı Celâliye-i Sübhâniyenin mazharı olan kış hâdiselerinin tazyikinden ve tâzibinden muhâfaza etmek için, nazdar çiçeklerin dostları olan nâzenin hayvancıkları vazife-i hayattan terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında nâzenin, taze, güzel bir bahara yer ihzar etmektir. Fırtına, zelzele, vebâ gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok mânevî çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemâsız kalan birçok istidad çekirdekleri, zâhiri çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güyâ umum inkılâblar ve küllî tahavvüller birer mânevî yağmurdur.

Fakat insan, hem zâhirperest, hem hodgâm olduğundan, zâhire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle, yalnız kendine bakan netice ile muhâkeme ederek şer olduğuna hükmeder. Halbuki, eşyanın insana âit gâyesi bir ise, Sâniinin esmâsına âit binlerdir. Meselâ, kudret-i Fâtıranın büyük mu'cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır, mânâsız telâkkî eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez kahramanlarıdırlar.

İşte yaratılışın çizgilerinden bazıları, Hakkın bazı yansımaları, Allah'ın isim ve sıfatlarının bazı gölgeleri ... Bizi yaratan elbette bizi bizden daha iyi bilir. Öyleyse bizi yaratanın bize gönderdiği rehberle klavuzla hareket edelim ki istikamette olalım.

Bütün bunlar bizim yaşamımıza sunulmuş bir hayat modelidir de aslında. En güzel, en ideal hayat modeli. Evet, "Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır." İşte bundan daha güzel bir hayat modeli söyleyebilecek var mı ?

Birde Hakkın davetçilerinin hayatlarına bakalım. Evet, Onlara gelen Haktı ve Onlardan gelen de Haktı. Amenna ve Saddakna.
En başta Peygamber Efendimiz S.A.V., kendisi için "Levlâke levlâke lema halaktü'l eflâk – Eğer Sen olmasaydın varlığı yaratmazdım." denilen Peygamberimiz Hakka tamamiyle muhatab ve müteveccih adeta tüm yaşantısıyla Allah'ın tüm isimlerinin kendi üzerinde görünmesiyle Hakkı cam gibi bizlere net bir şekilde göstermiş ve sunmuştur.

Sabır kahramanı Hz. Eyyübü hatırlayalım. Müthiş bir hastalığa tutulan Hz. Eyyüb, hiçbir şikayet veya isyanda bulunmayıp üstelik sadece hastalık Allah'ın zikrine mani olacak noktaya geldiğinden yaptığı şu dua ne derece Hak ve Hakikatli kul ve peygamber olduğunu gözler önüne seriyor : "Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin." (Enbiyâ Sûresi: 83) Ve yine Hz. Yunus'un hatasını anlaması ve balık karnında "Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Sûresi: 87) demesi. Yine iffet kahramanı Hz. Yusuf'un haram karşısındaki duruşu ve herşeye rağmen nefsine itimat etmeyip "Nefsimi temize de çıkarmıyorum, çünkü nefis kötülüğü emreder; meğer Rabbim rahmetiyle kucaklamış olsun, çünkü Rabbim çok bağışlayan, çok merhamet edendir."(Yusuf, 12/51-53) demesi, kendisine rüya yorumlama ilminin verilmesi ve sultan olup Züleyha ile evlenip babasını kavuşup bir dünya saadeti elde etmesine bedel onun تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ "Beni Müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!" (Yusuf Suresi: 101) demesi nübüvvet ve Hakk mesleğini ortaya koyuyor. İşte Hakkın elçileri ! İşte Hak Peygamberleri ! Ve işte Hak ölçüleri !

Hastalıklar ve müsibetler karşısında eğilip bükülmeyip isyan etmeyerek dimdik durabilmek. Şan, şöhret sarhoşluğuna kapılmadan devam edebilmek. Para ve kadın  karşısında çizgi değiştirmemek. Nefsine itaat etmemek ve enaniyetini okşamamak. Dünyevi menfaatlar karşısında değişmemek. Bediüzzaman Said Nursi gibi idamla yargılanılan bir mahkemede "Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmez. Kimin hatırı varsa kırılsın, yalnız hak sağolsun." diyebilmek haktan nasibini almış hak erlerinin kârı ...

"Bazen zulüm içinde adalet tecellî eder. Yani, insan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme mâruz kalır, başına bir felâket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vâkıa adaletin tecellîsine bir vesile olur. Kader-i İlâhî başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesb etmiş olan o kimseyi bu defa bir zâlim eliyle cezaya çarptırır, felâkete düşürür. Bu, adalet-i İlâhînin bir nevi tecellîsidir." İnsan zulmeder kader adelet eder. Hak'tan hep hak tecelli eder. Bize kötü gibi görünen olaylarda kaderin ne kadar güzel incelikleri olduğunu herkes hayatında tecrübe etmiştir. Kader binbir hikmetle dolu olaylarla çıkar karşımıza ama feraset sahibi olmayanlar bunu bir zalimlik olarak yorumlarlar. Arif olan bilir ki, zalim bir kılıçtır. İrfan ehli olmak varken eğrilmişlere musallat olan bir kılıç. Eğrilikler düzelene kadar devren ondan yana görünür hep. O hep eğrilik törpüsüdür ama niyeti batıl olduğu için devran birgün onuda öğütecektir. Ama işler tam olarak doğruluk eksenine oturuncaya kadar ona verilmiş bir mühlet vardır. Hükmünü icra edecektir ne yazık ki ... İşte insan dairesinde de dünya dairesinde de tüm olan bitenlerde  konuşan yalnız hakikattir.

Hakikat ilmini, hakiki hikmeti istersen, Cenâb-ı Hakkın mârifetini kazan. Çünkü, bütün hakâik-ı mevcudât, ism-i Hakkın şuââtı ve esmâsının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar. Maddî ve mânevî, cevherî, ârazî her bir şeyin, her bir insanın hakikati, birer ismin nuruna dayanır ve hakikatine istinat eder. Yoksa, hakikatsiz, ehemmiyetsiz bir sûrettir.

Haktan, hakikatten, hakkaniyetten nasiplenenlerden olmak hakkikatli bir yaşam sürmek ümidiyle ...

 

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş alanların doldurulduğundan emin olunuz.

Sözlerim son günlerde yetim . Yetim masumluğunda öksüz . Hislerim okyanus derinliğinde vurgun yemiş. Merhem istemez çaresi mermemsiz. Merhem ise çaresiz.

Her insanın bir ideali olmalı geceleri başını okşadığı. İnsanın bir ideali olmalı gözyaşı ile suladığı. İnsanın bir ideali olmalı bir saf çocuk masumluğunda geceleri üzerini örttüğü. Gözler yüreğin aynasıdır. Süzülmeli en derinden.

Devamı

Ey kardeşim! Sen de farketmişsindir ki huzur zannettiğin bazı anlarda dahi araya bir üçüncü kişi girer, seni denetler.
Aman dikkat! Değil üçüncü kişi, ikinci bile fazladır o hal için...

Hasret kokan bir ayrılık ve mahzun bakışlı bir zavallı...
Gözden düşen sadece damla olsaydı keşke... Nice değerler düştü gözden, şimdi ayak altında... Bir zamanlar o ateşin hararetini dindiren damlalar, şimdi başka yere, boş yere düşüyor. Ağlamak da en çok Yiğide yakışıyor. Çünkü o kurbiyetin verdiği bu'diyet için ağlar. Yaklaştıkça yanar, yandıkça ağlar... Onun gözyaşları, semeresi merhamet pınarları olan tohumlardır. Aciz olanı Kudret-i Sonsuz'a bağlayan rabıtadır.

'Kaderine razı ol.Gör bak strest neyim kalmaz' dedi yaşlı bir teyze.Ve dinledim soluksuzca atan nefsimi. Haykırarak razı ol, razı ol dedim.

Asılı duran her yağmur damlasına koşuyorum...
Ben böyle hayaller kurarım anne!..Okşanası,umutlanası hayaller...

Bazan ben de bie Necip Fazıl gibi veya bir Cemil Meriç gibi kelimelere ilan-ı harp edesim geliyor. Ama suç onlarda değil. Olmayan kelimelerde...
Bu yüzden ıstılahı çok severim. Çünkü bir sayfalık bir manayı bir kelimede cem edersin. O kelime ile düşünür, o kelime ile fikir ifade edersin.
Ha bir de şiiri severim... Kelimeye gelmeyen hislerini, duygularını bir dörtlüğe dökebilirsin. Çok evliya divanları misaldir mevzuya.